20 Ağustos 2018 Pazartesi

Sıcak havalarda serinleten sağlıklı içecekler
Sıcak havalarda vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak ve ferahlamak için en çok soğuk içecekler tercih ediliyor. 

Sıcak yaz günlerinde serinlemenin en sağlıklı yolunun taze meyve ve maden suyu kullanarak hazırlanan içeceklerden geçtiğini vurgulayan Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Vücuttaki elektrolit dengesini korumaya yardımcı olmak, serinlemek, lezzetli ve sağlıklı seçenekler oluşturmak ve şeker konusunda daha titiz davranarak içeceklerinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz” dedi.

Havaların ısınması, soğuk içeceklere talebi artırıyor. Sıcak yaz günlerinde ‘sağlıklı serinleme’ önerilerinde bulunan Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Şekerli ve asitli soğuk içecekleri tercih edenler gereksiz enerji alırken aynı zamanda besleyici değeri olmayan sıvılarla vücutlarına zarar verebilirler” dedi. Yaz aylarında alkolün de zararına dikkat çeken Mumcu, “Alkol, sindirimi sırasında vücuttan yüksek oranda su attırır. Bu nedenle sıvı ihtiyacının fazla olduğu sıcak yaz günlerinde tercih edilmemesi gereken içeceklerin başında gelir” hatırlatmasını yaptı.

Sıcak havalarda en başta bol bol su tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Mumcu, sıcak havalarda tüketilebilecek sekiz içecek tarifi verdi:


  • Buzlu çay: İyi demlenmiş ve soğutulmuş çayın içine limon suyu ve buz ekleyerek hazırlanacak çayın içine limon dilimleri de eklenebilir. Tercihe göre limon yerine şeftali, vişne gibi diğer taze meyvelerin suları eklenerek farklı ve sağlıklı içecekler hazırlanabilir.
  • Soda ve meyve suyu: Taze sıkılmış meyve sularına (diyabet ve kilo problemi gibi sağlık sorunları yaşayanların meyve miktarına dikkat etmeleri şartıyla) maden suyu ve buz eklenerek serinletici içecekler hazırlanabilir.
  • Sağlıklı sebze suyu: Bol limon ve buz kullanarak farklı sebzeler ile içecekler hazırlayabilirsiniz. Salatalık dilimleri, maydanoz, taze nane, taze fesleğen, taze zencefil dilimleri kullandığınız karışımlar ile lezzetli ve sağlıklı içecekler hazırlayabilirsiniz.
  • Naneli ballı limonata: Sıcak yaz günlerinde en iyi alternatiflerin başında da taze nane ile tatlandırılmış buzlu limonata geliyor. Balla da tatlandırılabilecek limonatanın içine sevilen diğer otlar da eklenebilir.
  • Naneli ayran: Türkiye’de en çok sevilen içecekler arasında yer alan ayran da nane ile tatlandırılabilir. Bunun yanında maydonoz, dereotu, fesleğen gibi zengin aromalar da ayrana eklenebilir. Tansiyon problemi yaşamayanların maden suyu katabileceği ayranın içine yeşil elma ya da salatalık püresi de eklenebilir.
  • Sütlü içecek: Kahve sevenler ise buz ve süt kullanarak yapılacak içecekleri seçebilir. Az yağlı sütün içerisine aromayı zenginleştirmek adına tarçın ve zencefil eklenebilir.


17 Ağustos 2018 Cuma

“Giderek büyüyen ‘ben’lere dikkat”
Güneşe aşırı derecede maruz kalmak en tehlikeli deri kanserlerinden biri olan "melanom" riskini artırıyor. 

Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Genel Cerrahi ve Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Lisa Jacobs melanomun çoğu zaman deride yeni bir ben olarak ortaya çıktığını belirterek "Bazen de eski bir ben değişime uğrayarak melanomu oluşturuyor" dedi.

Kanser olan benlerin görüntülerinin birbirinden farklı olabileceğini vurgulayan Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Genel Cerrahi ve Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Lisa Jacobs "Melanomda ben asimetriktir, yuvarlak değildir. Ayrıca sınırları belirsizdir. Boyutları giderek büyüyen benlerde melanomdan şüphelenebilir. Bendeki renk değişimi de iyi gözlemlenmeli. Eğer vücutta bu özelliklerde bir ben görülürse hemen bir deri hastalıkları uzmanına başvurulmalı. Tedavi edilmeyen deri kanserleri hızlıca akciğerlere, karaciğere ya da beyne yayılabilir. Açık tenli insanlar daha büyük risk altında olsalar da herkes güneşin zararlı ışınlarından korunmak için gerekli önlemleri almalı, güneşe aşırı maruz kalmaktan kaçınmalı" açıklamasında bulundu.

Deri kanserinden korunmak için alınabilecek 4 önlem:


Güneş yanıklarını önleyin
Güneşe maruz kalmanın sonuçları zamanla ortaya çıkar. Amerikan Deri Kanseri Vakfı'na göre çocukluk ya da gençlik çağında bir kez geçirilen güneş yanığı, ileri yaşlarda melanoma yakalanma riskini en az iki kat artırıyor. Herhangi bir yaşta 5 ya da daha fazla güneş yanığı geçiren kişilerde de melanoma yakalanma riski 2 kat artıyor. Solaryum da kesinlikle riskli. Yapılan araştırmalar kapalı ortamda gerçekleştirilen bu "güneşlenme" eyleminin de cilt kanseri riskini artırdığını gösteriyor.

Güneş koruyucu krem sürün
Güneşin zararlı ışınlarından korunmak içinse cilt tipinize uygun güneş koruyucu kremler kullanılabilir, güneşin yoğun olduğu saatlerde güneşe maruz kalmayabilir, uygun giysilerle cildinizi koruyabilirsiniz. Özellikle de geniş kenarlı, yüzünüzü, kulaklarınızı ve omuzlarınızı da koruyan şapkalar çok faydalı. Ayrıca güneş ışınlarından korunmak için açık renkte, hafif ve uzun kollu giysiler giyinmenizde fayda var.

Güneş koruyucu kremler, cildi güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından korurlar. 30 koruma faktörlü güneş kremleri, güneşten korunmak için yeterli. Ancak bu kremlerin etkili olabilmeleri için bunları güneşe çıkmadan önce yeterli miktarda cildinize sürmeniz gerekiyor. Eğer cildiniz kızarıyor ya da bronzlaşıyorsa kremi doğru ya da yeterli miktarda sürmemişsiniz demektir. Güneş koruyucu ürünleri iki saatte bir tekrar cilde sürmek önemli. Ayrıca yüzdükten ya da egzersiz sonrası terledikten sonra da tekrar cilde uygulamak gerekiyor.

"Sabah erken saatte" ve "öğleden sonra" kuralını uygulayın
Güneş yanığından korunmak için sabah erken saatlerde ve öğleden sonra geç saatlerde sokağa çıkmak öneriliyor. Güneş ışınlarının en yoğun olduğu özellikle 10:00-14:00 saatlerinde sokağa çıkmamak ya da koruyucu önlemler almak önemli. Ultraviyole ışınlarına bulutlu günlerde de maruz kalınıyor. Dolayısıyla havanın kapalı olduğu bulutlu günlerde de güneş koruyucu krem sürmek önem taşıyor.

Kendinizi muayene edin
Vücudunuzu düzenli olarak kontrol edin, yeni oluşan ya da değişime uğrayan benlerin farkında olun. Eğer şüpheli bir bene rastlarsanız vakit kaybetmeden bir deri hastalıları uzmanına görünün. Melanom tanısı konur ve erken evrede ben deriden cerrahi işlemle alınırsa, deri kanserinden kurtulmak mümkün olabilir. Her kanser türünde olduğu gibi deri kanserlerinde de erken tanı çok önemli.

Deri kanseri son 20 yılda bir önceki yıla kıyasla yüzde 4 artıyor
Johns Hopkins Medicine ile iş birliği içerisinde olan Anadolu Sağlık Merkezi'nden Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay güneş ışınlarına karşı yeterli korunmadığında cilt için tehlike alarmı çalmaya başladığını belirterek "Kanser türleri arasında en sık görülen deri kanseri her geçen yıl daha da artıyor. En sık görülen kanser türü olan deri kanserinin son 20 yılda, her yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 4 oranında arttığı biliniyor. Bunun başlıca nedenleri arasında; kanser konusunda bilinçlenmenin ve erken tanı yöntemlerinin artmasıyla daha fazla hasta teşhisi, gökyüzündeki ozon tabakasının incelmesi, güneş altında veya tenin bronzlaşması amacıyla ultraviyole ışınlarına maruz kalma ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan kronik böbrek yetmezliği ile AIDS gibi hastalıklardaki artışlar sayılabilir.

Melanom gelişimi için başlıca riskler displastik benler (displastik nevüs) ve doğumsal benlerdir (konjenital nevüs). Toplumların yaklaşık yüzde 4-17'sinde bulunan displastik benlerin, çalışmalara göre değişmekle beraber yüzde 0.6-2'sinde melanom gelişebilir. Konjenital benler ise doğumda mevcut olan benlerdir ve melanom gelişme riski benin büyüklüğüyle doğru orantılı olarak artar.

Kadınlarda hormonal değişikliklerin olduğu gebelik, menopoz ve östrojen hormon tedavisi gibi durumlarda da melanom gelişmesi riski daha yüksektir. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi deri kanserlerinin tedavisinin başarısı da erken tanıya bağlıdır. Bu noktada kişilerin vücudunu iyi bir şekilde gözlemlemeleri ve belirli aralıklarla hekim muayenesi oldukça önemli. Genel olarak altı ay içinde iyileşmeyen bir cilt lezyonu ortaya çıkması ya da mevcut bir benin değişmeye başlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalı" dedi.

Sağlıklı bir ayakkabı için 6 öneri
Yaş ilerledikçe ayak tabanında oluşan çökme sonucu, ayaklar uzar ya da genişliyor. Bu nedenle ayakkabı alırken bazı kurallara dikkat etmek ve ayak sağlığını olumsuz etkileyecek ayakkabıları giymekten kaçınmak gerekiyor. 

Ayağın anatomik yapısına uyum göstermeyen ayakkabıyı tercih etmek ise ayakta bazı deformasyonlara neden oluyor. Memorial Dicle Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Op. Dr. Fener Çelebi, doğru ayakkabı seçimi için 6 öneride bulundu.

Önce sağlık sonra estetik görünüm

Genellikle estetik açından beğenilen bir ayakkabının ayak sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye yol açacağı düşünülemez. Ancak bilinmelidir ki ayağa uygun olmayan ayakkabıların kullanılması, ayakta bazı deformasyonlara yol açar. Tahta veya kalın malzemeden yapılmış, esnek olmayan ve tabanı çok ince ayakkabılar, ayak bağ ve eklemlerine aşırı yük binmesine ve ağrıya neden olur.

Sivri burunlu ayakkabılar ise parmaklarda şekil bozukluklarına neden olacağı gibi dar ve yüksek topuklu ayakkabılar ise ayak burkulmalarına yol açabilir. Bu nedenle sivri burun yerine daha geniş yapılı ve daha kısa topuklu olanlar tercih edilmelidir. Ayrıca ayakkabı seçilirken, altının "şok alıcı" özelliği olmasına da dikkat edilmelidir.

Yüksek topuk duruş bozukluğu nedeni

8 cm'den uzun topuklu ve sivri uçlu ayakkabılar uzun süreli kullanıldığında; bel, kalça, diz, ayak bileği ve ayağın ön kısmında anormal yüklenmelere neden olur. Yüksek topuklu bu ayakkabılar "postur" adı verilen fizyolojik duruşu da bozabilir. Bel, kalça, diz, bacak kasları ve ayak bileğinde postur bozukluğundan kaynaklanan anormal kuvvet yoğunlaşması ise pek çok hastalığa yol açabilir.

Ayak sağlığına uygun değilse kokuya yol açar

Sağlığa uygun şekilde üretilmeyen ayakkabıların; ayak terlemesi ve kokusunun yanı sıra; ayak, topuk, baldır ve bel ağrısı, çabuk yorulma gibi işlevsel bozukluklara yol açtığı da bilinmektedir. Bu tür ayakkabılar, basma bozukluğu, bilek burkulması, tırnak batması, mantar, nasır, deri çatlakları, damar hastalığı ve ayakta şekil bozukluğu gibi birçok rahatsızlığı beraberinde getirir.

Ayakkabı alırken bunlara dikkat;
  • Ayakkabının iç kısmı çok kaygan ve sert olmamalı, ayağın doğal yapısına yani ayak kavislerine destek verecek biçimde olmalıdır.
  • Ayakkabının parmak ucundaki yüksekliği, ayakkabının içinde parmakların duruşunu bozacak kadar yüksek ya da esnek olmalıdır.
  • Ayakkabı alırken, ayakkabının zamanla açılıp ayağa uygun hale geleceğini düşünmek yerine, ayağa tam uyum gösteren ve rahat kalıplı ayakkabılar satın alınmalıdır.
  • Ayak yaralanmalarını en aza indiren kösele tercih edilmeli, naylon ve benzeri ayakkabılardan da kaçınılmalıdır.
  • En uzun parmak ile ayakkabının ucu arasında yarım santim boşluk olmalıdır.
  • Alışverişe mutlaka akşam saatlerinde çıkılmalıdır. Çünkü günün temposu ayaklarda şişmeye yol açar ve iş çıkışı akşam saatlerinde satın alınan ayakkabılar, kişinin gündüz daha rahat etmesini sağlar.

Bu hastalık her yaştan insanı etkiliyor
Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının her yaşta insanı etkilediğini belirten Doç. Dr. Cem Arıtürk, alınması gereken önlemleri sıraladı.

İnsan, doğası gereği doğduğu andan itibaren yaşlanmaya başlıyor. Sürekli çalışan ve vücudun olmazsa olmaz tek organı olan kalp ile kalbin lojistik ortağı olan damarlar bu yıpranmadan en çok payını alanlar. Kalp ve damar hastalıkları açısından en önemli risk faktörlerinin başında gelen genetik altyapı ve ailesel faktörler, yaşlanma süreciyle birleşince hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Genetik alt yapı ile ailesel faktörler değiştirilemese de sonradan gelişebilecek risklerden uzak durarak kalp-damar sistemi hastalıklarından ve diğer sağlık sorunlarından korunmak mümkün.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Acıbadem Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk: “Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan ve Türkiye’de yaklaşık olarak 4-5 milyon erişkini etkileyen “damar sertliği” (ateroskleroz) en önemli ve ölümcül kalp ve damar sistemi hastalığıdır. Endüstrileşmiş ülkelerde daha sıklıkla görülen kalp ve damar hastalıkları ile Finlandiya gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde ve Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinde daha seyrek karşılaşılmaktadır. Eskiden aterosklerotik kalp ve damar hastalıkları, yaşlı insanların sorunu olarak bilinmekteydi. Ancak günümüzde; değişen yaşam koşulları, artan ve daha genç yaşta karşı karşıya kalınan risk faktörleri sebebi ile gençler de en az yaşlılar kadar kalp ve damar hastalıkları açısından tehlike altında.

Beslenme, egzersiz, stres gibi önemli risk faktörleri olan günlük hayat dinamiklerinin kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde rolü büyüktür. Günümüzde özellikle genç yaş popülasyonun hedef olduğu düzensiz beslenme en önemli sorunlardan birisi. Doğallığını yitirmiş, dengesiz içerikli, fast food tarzı kötü beslenme hem direkt kalp ve damar sistemini yıpratmakta hem de obezite ve şeker hastalığı gibi sorunlara yol açabilmektedir. Günlük iş hayatının hareketsiz ve durağan hali, gençleri etkileyen başka bir neden. Genç yaşlardan itibaren hareketsiz ve spordan uzak yaşam tarzı kalp-damar hastalıklarının artık daha erken görülmesinin bir başka sebebi. Hem eğitim hayatı hem de iş hayatı sırasında çeşitli nedenlerle karşımıza çıkan stres de kalp ve damar sisteminde erken yıpranmaya neden olmakta. Sigara tiryakiliği ile aşırı alkol tüketimi ve bu alışkanlıkların yaşının düşmesi ise kalp ve damar hastalıklarının erken ortaya çıkmasının bir başka nedeni.

Tüm bu risk faktörleri göz önünde bulundurularak yapılacak hayat tarzı ve günlük alışkanlık değişiklikleri, kalp ve damar hastalıklarından korunmada en önemli basamak. Düzenli beslenme, hareketli yaşam, düzenli spor, sigara ve alkol kullanmama gençlerin damar sertliği ile mümkün olduğunca geç karşılaşmaları için alınabilecek temel önlemler. Bununla birlikte ailesinde kalp ve damar hastalıkları, şeker hastalığı, obezite, yüksek tansiyon problemi olanların daha da dikkatli olmaları gerekiyor” dedi.

D vitamini eksikliği kilo vermeyi zorlaştırıyor
Sıkı bir diyet yapıyor, ancak yine de kilo veremiyorsanız dikkat… D vitamini eksikliği kilo vermenize engel olabilir. Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan D vitamini eksikliği kilo vermeye etki eden unsurların başında geliyor. 

Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli, D vitamini eksikliğinde kemik gelişimi ve bağışıklık sisteminin zayıflamasının yanı sıra enerji tüketim dengelerinin de etkilenerek yağlanmanın kolaylaştığını açıkladı.

Dünya genelindeki insanların yaklaşık yüzde 50'sini etkilediği tahmin edilen D vitamini eksikliği; kemik gelişimden bağışıklık sistemine, çocuklarda büyüme gelişmeden diş çıkarmada gecikmeye kadar sağlımıza birçok açıdan etki ediyor. Ancak D vitamininin etkisi tüm bunlarla sınırlı kalmıyor. Yapılan son araştırmalar kilo vermeyi etkileyen unsurların başında D vitamini eksikliğinin de yer aldığını gösteriyor. Bahar aylarının gelip yaz aylarının yaklaşmasıyla kilo vermek için diyet yapan kişilerin sayısında da artış yaşandığını belirten Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli, " Kilo vermek ya da mevcut kilomuzu korumak sanıldığı kadar zor değil. Önemli olan vücudumuzun ihtiyacını iyi bilmek.Ancak maalesef kilo verirken eksik ya da kulaktan dolma bilgilerle hareket edebiliyoruz. Kilo verirken dikkat etmemiz gereken unsurlardan biri de D vitamini değerlerimiz.

Özellikle kadınlarda sıklıkla yaşanan D vitamini eksikliği kilo vermeyi etkileyen unsurların başında geliyor. D vitamininin kalp, beyin ve pankreas gibi birçok organımızda özel reseptörleri var. D vitamini reseptörlerine sahip dokulardan biri de kaslarımız. D vitamininden mahrum kalan kaslar daha çabuk yoruluyor ve o kasların metobolizmaları bozuluyor. Bu durum da enerji tüketim dengelerini olumsuz etkileyerek, yağlanmayı kolaylaştırıyor" dedi.

"Kilo veremiyorsanız D vitamini seviyenizi ölçtürmelisiniz"

Kümeli, kilo programına aldıkları herkesin yeterli D vitamini stoğu bulunup bulunmadığına baktıklarını belirterek, " Bir kişide D vitamini değeri 21 mg'ın altındaysa bu rakamı 50-60 mg'lara yükseltmeye çalışıyoruz.Gözlemlerimiz bize gösteriyor ki; D vitamini seviyesi iyileşen kişilerde açlıklarını kontrol etme, daha az yeme ve daha uzun süre tok kalma belirtileri başlıyor. Kilo programlarındaki yağ yakma hızları da artıyor. Ayrıca D vitamini, aynı omega-3 yağları gibi en fazla karın- göbek bölgesindeki yağların erimesine etki ediyor. Bunu da muhtemelen kalsiyumun etkinliğini artırarak başarıyor. Avrupa Endokrin Derneği Klinik Uygulama Kılavuzuna göre D vitamini alımında günlük idame dozlar; 1 yaşından küçük bebeklere günde 400 ünite, 1-18 yaş arası çocuklara günde 600 ünite, 18 yaş ve üzeri yetişkinlerde günlük 1000 ünitedir.

Piyasada farklı formlarda D Vitaminleri bulunmasına karşın katkı maddesi ve BHA içermeyen, sprey formda D vitamini seçenekleri de bulunmaktadır. Son dönemlerde sprey formu gibi kullanımı kolay, saf zeytinyağı içinde sunulan D3 vitaminleri tercih edilmektedir. " dedi. Taylan Kümeli, özellikle kilo veremeyenlerin muhakkak D vitamini seviyelerini ölçtürmeleri gerektiğini, aksi halde kilo vermenin oldukça zorlaşabileceğini sözlerine ekledi.

6 Adımda lezzetli kavurma yapın!
Kurban Bayramı’nın olmazsa olmazlarından birisi şüphesiz ki kavurma. Peki, iyi bir kavurma yapmak için nelere dikkat edilmeli, lezzetli bir kavurma yapmanın sırları neler? 

APlus Mutfaklar Koordinatörü Levent Peker bayram sofralarının vazgeçilmezi kavurmanın inceliklerini anlattı.

Etinizin lezzetini arttırmak için dinlendirin

Kurban etinizi mümkünse 24 saat oda sıcaklığında tutun. Daha lezzetli olması için bekletebiliyorsanız etinizi 3 gün buzdolabında dinlendirin. Bu şekilde dinlenen et, daha kolay pişecek ve daha lezzetli olacaktır.

Kavurma için doğru eti seçin

Kavurmayı koyun ve kuzu etinin but ve kol kısmından, dana etinin ise sırt ve kol-kürek kısmından hazırlayın.

Kavurmaya mutlaka kendi yağını ekleyin

Kavurmaya lezzet veren şeylerden birisi kendi yağında pişmesidir. Kavurmanızı yaparken önce kendi yağında 10 dakika kadar pişirin sonra arzunuza göre diğer yağları ekleyebilirsiniz.

Kısık ateşte değil, yüksek ateşte pişirin

Kavurmanızı kısık ateşte değil harlı ateşte pişirin. Bu etinizin suyunu içinde tutmasını sağlayarak kurumasını önleyecektir. Kurban etini ızgara yaparken ise kısık ateşte pişirin. Çevirmek için çatal kullanmayın, çatal eti deler ve içindeki su dışarı çıkarak etinizi sertleştirir.

Su eklerken dikkatli olun

Dana kavurma yapıyorsanız 1 kilo ete 4 bardak kadar su ekleyin. Koyun ya da kuzu etinden kavurma yapıyorsanız ise su koymayın.

Aroma vericileri doğru zamanda ekleyin

Kavurmanıza soğanı pişerken kesmeden ekleyerek dağılmasını önleyin. Kuzu ya da koyunun kokusunu alması için defne yaprağı ve sarımsak ekleyin. Baharatları ise kavurmanız suyunu çekmeye yakınken ekleyin.

16 Ağustos 2018 Perşembe

Kontrolsüz spor ve obezite dizlerin düşmanı
Önce merdiven inip çıkmayla başlayan, hareketle belirginleşen ağrı giderek istirahat halinde de gelişiyor. Ağrıya zamanla diz çevresinde şişlik, takılma ve kilitlenme gibi sorunlar da eşlik ediyor. 

Tüm bunların sonucunda hastayı her gün ağrı kesici ilaç kullanmaya zorlayan, ilerleyen zamanda sosyal yaşamdan koparabilecek kadar şiddetli hareket kısıtlılığı yaratabilen hastalığın adı: Diz ekleminde kireçlenme! Eklem kıkırdağının aşınması anlamına gelen dizde kireçlenme sadece ileri yaş sorunu olarak görülüyordu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya hastalığın son yıllarda artık genç yaştaki kişileri de etkilemeye başladığına dikkat çekerek, "Diz ekleminde kıkırdağın aşınması eskiden 35 yaşın altındaki kişilerde en fazla yüzde 2 oranında görülürken, yapılan bazı araştırmalar bu oranın günümüzde yüzde 8'lere ulaştığını gösteriyor. Bu artışın en önemli nedenleri ise bilinçsizce yapılan spor ve obezite " diyor.

Prof. Dr. Alper Kaya diz ekleminde kıkırdağın aşınmasına ait belirtiler ortaya çıkmaya başladığında ise zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor. Çünkü hastalık ilerledikçe tedavi hem daha zorlaşıyor hem de ameliyat gibi daha girişimsel işlemlere ihtiyaç duyulabiliyor.

En temel belirtisi ağrı

"Dizdeki kireçlenmenin en temel belirtisi ağrıdır" diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya önce yüklenmeyle, merdiven inip çıkmayla ve hareketle belirgin olan ağrının giderek istirahatte de görülmeye başladığına işaret ederek diğer yakınmaları şöyle sıralıyor: "Ağrıyı zamanla hareket kısıtlılığı takip ediyor. Diz çevresinde şişlik, ses gelmesi, takılma, kilitlenme gibi şikayetler de görülebiliyor. Daha da ileri aşamalarda diz eğrilme başlayabiliyor. Oluşan bu tablo sonucunda hasta her gün ağrı kesici ilaçlar kullanmak zorunda kalabiliyor, hareket kısıtlılığı nedeniyle evden dışarıya çıkamaz noktaya gelebiliyor"

Bu etkenler diz kireçlenmesini tetikliyor

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya dizde kireçlenmenin nedeni bilinen ve bilinmeyen olmak üzere iki gruba ayrıldığını belirtiyor. Özellikle romatoid artrite bağlı gelişen romatizmal hastalıklar, eklemi ilgilendiren kırıklar sonrası gelişen kireçlenmeler nedeni bilinen kireçlenmeler arasında bulunuyor. Prof. Dr. Alper Kaya "nedeni tam olarak bilinmeyen" kireçlenmenin ise en sık görülen tipi oluşturduğunu belirterek, "Bu tip kireçlenmede genetik etkenlerin rol aldığı ve ileri yaş, kadın olmak, fazla kilo, kontrolsüz sporlar ile diğer nedenlerle dize yapılan aşırı yüklenmelerin etkilediği, kasların zayıf olması ile diz travmaları gibi bazı etkenlerin de kıkırdağın bozulmasını hızlandırdığı düşünülüyor" diyor.

Kontrolsüz spor ve obezite dizlerin düşmanı

Diz kireçlenmesi eskiden 35 yaşın altındaki kişilerde sadece yüzde 1-2 oranında görülürken yapılan bazı araştırmalar bu oranın günümüzde yüzde 8'e yükseldiğini gösteriyor. Prof. Dr. Alper Kaya diz kireçlenmesinin artık genç yaştaki kişileri de etkilemesindeki en önemli etkenlerden birinin ise bilinçsizce yapılan spor olduğuna işaret ederek sözlerine şöyle devam ediyor: "Spora olan eğilim günümüzde gittikçe artıyor. Spor bilinçli yapıldığında çok önemli faydalar sağlıyor. Ancak kontrolsüz, aşırı yüklenme içeren ve yeterli ısınma yapılmadan uygulanan spor diz eklemlerinde kireçlenmeye neden olabiliyor. Bunun yanı sıra günümüzün önemli problemlerinden biri olan obezite, dizde bağ ve menisküs yaralanmalarının zamanında tedavi edilmemesi gibi nedenler de genetik yatkınlığı olan kişilerde hem hastalığın daha erken görülmesine yol açıyor, hem de özellikle tedavi edilmeyen diz yaralanmaları doğrudan kıkırdağın aşınmasına neden olabiliyor"

Tek bir tedavisi yok

Prof. Dr. Alper Kaya dizlerde kireçlenmenin tek bir tedavisinin olmadığını belirtiyor. Hangi tedavinin uygulanacağı hastanın yaşı, ağrısının şiddeti, günlük aktivitelerinin etkilenme durumu, diğer hastalıkları ve sosyal durumu göz önüne alınarak veriliyor.

1-Hastalığın başlangıç aşamasında egzersizler, kilo verilmesi ve ağrı kesiciler yararlı olabiliyor. Kıkırdak destekleyici ilaçlar da hastaların bir kısmında ağrıyı azaltabiliyor.

2-Fizik tedavi uygulamaları ve eklem içi enjeksiyonlar yapılabiliyor. Bu enjeksiyonlar kıkırdak yüzeylerin kayganlığını arttıran, sürtünmeyi azaltan ve kıkırdağı bir miktar besleyen ilaçlar, kortizon, hastanın kendisinden alınan kandan hazırlanan trombositten zengin plazma (PRP) veya daha kompleks bir işlem olan kök hücre enjeksiyonları oluyor. Uygun hastalarda başvurulan kök hücre enjeksiyonlarıyla sorun tümüyle ortadan kalkmasa da, yapılan araştırmalar hastaların şikayetlerinde azalma ve fonksiyonlarında iyileşme olduğunu gösteriyor.

3-Daha ileri aşamadaki veya önceki tedavilerin yetersiz kaldığı hastalarda eklem içinde bir miktar temizlik ve kıkırdak yüzeylerdeki bozukluğun kısmen düzeltildiği kapalı yöntemle yapılan artroskopi ameliyatı, kemik yük taşıma ekseninin bozulduğu durumlarda bu ekseni düzelten kemik ameliyatları yapılabiliyor. Kireçlenmenin daha fazla olduğu ve kemik yüzeyinde hiç kıkırdak dokusu kalmadığı durumlarda ise kısmi veya tam diz protezi ameliyatıyla hastanın ağrısının giderilerek normal aktivitesini kazanması amaçlanıyor.

B Vitamini Zengini Tavuk Eti!
Tavuk eti; hem kaliteli protein, hem düşük yağ, hem de zengin vitamin-mineral içeriği nedeniyle en iyi besin kaynaklarının başında geliyor. Tavuk eti özellikle B grubu vitaminlerinin iyi bir kaynağı olarak günlük hayatımızda sağlıklı ve dengeli beslenmenin en önemli besinlerinden biri olma özelliğini de taşıyor.

Büyüme, gelişme ve diğer vücut fonksiyonlarımız için önemli olan B vitaminleri; aldığımız besinleri enerjiye ve ihtiyacımız olan diğer öğelere çevirmede büyük önem taşıyan enzim aktiviteleri üzerinde büyük rol oynar. B vitaminleri sağlıklı beslenmek ve hastalıklardan korunmak için gereklidir. Ayrıca, B grubu vitaminler kırmızı kan hücresi oluşumunu ve vücudun sinir sisteminin düzgün şekilde çalışmasını sağlarlar. B grubu vitaminler birkaç çeşittir ve suda çözünen vitaminlerdendir. Vücutta depolanmadıkları için günlük olarak alınmaları şarttır.

Öğünlerimizde olmasına dikkat etmemiz gereken B vitaminleri tavuk etinde bolca vardır. Vitamin B2 (riboflavin), vitamin B3 (niasin), vitamin B5 (pantotenik asit), vitamin B6 ve vitamin B12 dahil olmak üzere birçok B grubu vitamininin iyi bir kaynağı olan tavuk etini günlük beslenme programımıza mutlaka dahil etmemiz gerekir.

Vitamin B1 (tiyamin): Doğada çok yaygın olarak bulunur. Buğdaygillerve baklagiller, yeşil yapraklı bitkiler tiyamin bakımından zengindir.Ayrıca tavuk eti, yumurta sarısı, karaciğer ve böbrekte de bulunur. Vücutta enerji metabolizmasında önemli bir yeri vardır. Yetersizliğinde iştah kaybı, sinir sistemi fonksiyon bozukluğu, zayıflama ve beriberi hastalığı görülebilir.

Vitamin B2 (riboflavin): Tavuğun budunda B2 vitamini daha yüksek oranda bulunur. Tavuk eti, karaciğer, böbrek, kalp, süt gibi hayvansal gıdalar ile badem, mantar, tam tahıllar gibi bitkisel gıdalarda bulunur. Kırmızı kan hücrelerinin oluşumunu sağlamakta büyük rol oynar. Vücutta antioksidan özelliği gösterip antioksidan üretimine faydalıdır. Vücutta bulunan karbonhidrat, yağ ve proteinlerin metabolizmasında görev almakta ve büyük bir öneme sahip olmaktadır. B2 vitaminin eksikliğinde deride yaralar ve çatlaklar, dudak ve dilde yaralar, iltihaplar ve uçuk oluşabilir. Işığa duyarlılık ve görme keskinliğinde azalma, katarakt gelişimi, gözlerde yanma ve kaşıntı gelişir.

Vitamin B3 (niasin): Pişmiş tavuk göğsü B3 vitamini için mükemmel bir kaynaktır. Sindirim sistemi, sinir sistemi ve cilt sağlığı için önemli bir vitamindir. Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına destek verir. Kan dolaşımına olumlu etkisi vardır Eksikliğinde dilin kırmızı renk alması, ağız ülseri, iştahsızlık, deride oluşan yaralar ve bulantı ile karakterize olan pellegra hastalığı görülebilir.

Vitamin B5 (pantotenikasit): Tavukta B5 vitamini de bolca bulunur. Patates, domates, yumurta, brokoli, tam tahıllı besinlerde de yaygın bir şekilde vardır. Diğer B grubu vitaminler de olduğu gibi vitamin B5 vücutta bulunan karbonhidrat, yağ ve proteinlerin metabolizmasında görev alır. Hücre yapımında, normal büyümeyi sürdürmede ve merkezi sinir sisteminin geliştirilmesinde yardımcı olur.

Vitamin B6 (Piridoksin) : Tavuk göğüs etinde daha fazla bulunur. Kırmızı kan hücresi üretimi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için çok yararlıdır. Bu yüzden hamilelikte bebeğin anne karnındaki gelişimi ve sonrasında bebeğin normal gelişimi için çok gereklidir. B6 vitamini ayrıca vücudun protein yararlanımında rol oynar. Öğünlerinizde tavuk eti tüketmek B6 vitamini almanın en kolay yollarından biridir.

Vitamin B12: Tavukta B12 en yoğun olarak karaciğerde, ardından da bacak ve kalçadaki koyu etlerde bulunur. Sinir sistemini ve sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekleyen çok önemli bir vitamindir. B12 vitamini düşük olduğunda, yorgunluk ve bilişsel sorunlara neden olabilen kötü bir tablo ortaya çıkabilir. Elbette bu durum doğru beslenme ile önlenebilir.

Beyin ödemi her yaş için risk!
Baş ağrısı, ani şiddetli bulantı kusma, nöbet geçirme, yüzde veya gözde kayma hatta bilinç kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkan beyin ödemi, en sık travma veya beynin kansız kalması sonucu oluşuyor. 

Bol sıvı tüketimi, düzenli check-up, kalp ve akciğer koruyucu egzersizler, düzenli spor beyin sağlığını koruyucu önlemler olarak dikkat çekiyor.

CHP eski Genel Başkanı ve CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal'ın rahatsızlığıyla gündeme gelen beyin ödemi, ölümcül hasara kadar ulaşan ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahı Doç. Dr. Akın Akakın, beyin ödemine ilişkin önemli bilgiler verdi.

Beyin ödeminin beyinde kanama ya da zehirlenme sonrası toksik madde birikmesi veya kansız kalmasıyla ortaya çıkan tehlikeli bir reaksiyon olduğunu belirten Doç. Dr. Akın Akakın, beyin ödeminin belirtilerini şöyle açıkladı:

"Baş ağrısı, ani şiddetli bulantı kusma, nöbet geçirme, yüzde veya gözde kayma, hatta bilinç kaybı görülebilir."

Ödem her yaşta risk!

Beyin ödeminin her yaşta altta yatan hastalığa bağlı olarak görülebildiğini ifade eden Doç.Dr. Akın Akakın, "Genelde en sık nedeni travma veya kansız kalmış beyin dokusudur. Beyin ödemi altta yatan hastalığa bağlı olarak görülmektedir" dedi.

Beyin ödeminin tedavi edilebildiğini ifade eden Doç.Dr. Akın Akakın, "Yoğun bakımda tam teşekküllü hastanelerde beyin ödemi takibi yapılmalıdır. Hastalara yüksek volümlü sıvı verilerek ödemin damar içine kaçması sağlanır. Bu tedavilerin dikkatli, titizlikle ve uzman bir ekip tarafından gerçekleştirilmesi önemlidir" dedi.

Doç.Dr. Akın Akakın, beyin ödeminin ölümcül hasara kadar ulaşan ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini de ifade etti.

Beyninize iyi bakın!

Beyin sağlığını korumanın yaşam kalitesini artırmakla yakından ilgili olduğunu belirten Akakın, "Bol sıvı tüketimi, düzenli check-up, kalp ve akciğer koruyucu egzersizler, düzenli spor beynin beslenmesini ve böylece sağlığını korur. Beyin sağlığını korumak için tuzu azaltın, alkol, kahve ve kolayı azaltın. Bol meyve tüketin ve spor yapın" tavsiyesinde bulundu.

Beyin ödeminin önceden teşhis edilmesinin mümkün olmadığını ifade eden Doç. Dr. Akın Akakın,"Bu yüzden kendimize iyi bakmamız, sağlığımıza özen göstermemiz lazım. Özellikle 50 yaş ve sonrası daha dikkatli olmak lazım. Günümüzde gittikçe popüler olan beyin check-up'ı yaşam stilimizi değiştirmek ve riskleri azaltmak açısından zamanla önem kazanmaktadır" dedi.

Güneşin ışıltısı saçlarınıza vursun!
Yazın gelmesiyle birlikte saç renkleri açılmaya başladı. Birkaç sezondur saç modasına damga vuran Ombreli saçlar, bu yaz yerini Sombre uygulamasına bırakıyor. 2018 yaz saçlarına bakıldığında ışıltılı ve güneşten açılmış görünümüne sahip saçlar bu yazın trend modasını oluşturuyor.

Moda artık sadece kıyafetlerle sınırlı kalmıyor. Saçlar da modaya uyum sağlayarak yaz saç renkleri oluşuyor. Kışın koyu renkler tercih edilip dinlenmeye bırakılan saçlar, havaların ısınmasıyla güneş ışığı renklerine bürünmeye başladı. 2018 yeni saç trendi Sombre, bu yazın saçlarının en trendi olacağa benziyor. MOS Kuaförleri Genel Müdürü ve Saç Artisti Doğan Çelik, Sombre'nin Ombre kadar sert geçişi olmayan daha yumuşak geçişlerle doğallığı esas alan bir uygulama olduğunu söylüyor.

Saçlarda Yumuşak Geçiş 'Sombre'

Sombre hakkında bilgi veren MOS Kuaförleri Genel Müdürü ve Saç Artisti Doğan Çelik, "Sombre uygulamasında Ombre'den farklı olarak saçta daha doğal görünüm elde etmek amaçlanıyor. Saçta dipten uca renk geçişinin daha yumuşak olması bunun için de ton farkının çok fazla olmaması Sombre'nin en önemli özelliği. Ombre uygulanmış saçta 7 ton fark görülebiliyorken sombre uygulamasında ise iki renk arasında 4 ton fark olması gerekiyor. Bu da natürel bir görüntü ortaya koyuyor." şeklinde açıklıyor.

Işıltılı Saçlar Bu Yaz Çok Moda

Güneş ışıltısının saçlara yansıdığı bu yaz, doğallık ön planda. MOS Kuaförleri Genel Müdürü ve Saç Artisti Doğan Çelik, "Kadınların en çok tercih ettiği uygulamalar arasında yer alan saça ışıltı katma yine doğallığın korunarak saç rengini yaza hazırlamak amacıyla ortaya çıkan bir uygulama. Saçını dipten uca boyatmak veya ombre ile saçı yıpratmak yerine tercih edilen bu uygulama, saçın belli kısımları veya uçları çok az bir ton farklı ile açılarak bütününde saçın tamamının rengi açılmış gibi görünmesini sağlıyor. Bu uygulama ufak bir göz yanılması sayesinde saçlara tam bir güneş ışığı yansıması görünümü katıyor." dedi.

Ne kadar trend olursa olsun kişinin kendine yakışanı bulmasının çok önemli olduğunu söyleyen MOS Kuaförleri Genel Müdürü ve Saç Artisti Doğan Çelik' in bir diğer önerisi de "Sombre gibi uygulamalar yapılırken kişinin ten rengi de göz önüne alınmalı. Bunun sebebi yine doğallığın kaybedilmemesi." şeklinde oluyor.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Tatil yolunda yüz felci riskine dikkat!
Sıcak yaz günlerinde, özellikle duş sonrası ve terliyken, klimanın ya da farklı soğutucuların önünde serinlemek, yüz felci riskini tetikleyebiliyor. Yalnızca ev ortamında değil, duş alıp dışarı çıktıktan sonra arabadaki klima ile serinlemek de bu soruna zemin oluşturabiliyor. Klimanın serinletici etkisinden yararlanırken, bazı kurallara uymak yaşamsal önem taşıyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Abdullah Özkardeş, özellikle bayram tatili yolculuğu sırasında hava sıcaklıkları yüksek olduğu için klima kullanımının artacağını belirterek, klima kullanımı ile ilgili önemli önerilerde bulundu.

Sinir harabiyeti ve mimik kaybı oluşur

Yüz felci, yüz kaslarının bir kısmının veya tamamının hareket ettirilememesidir. Yüze gelen sinir liflerinin etkilenmesi sonucu, yüzün mimik kaslarında hareket kaybı oluşmaktadır. Her yaşta görülebilen bu sağlık sorununda; hasta kaşını kaldıramaz, gözünü kapatamaz ve ağzını hareket ettiremez. Bu belirtiler yüzün yalnızca bir tarafından ortaya çıkar. Sinir hasarına bağlı belirtilere bağlı olarak mimik kaybı da oluşmaktadır. Tüm bu belirtilerin yanı sıra; yüzde ağrı, baş ağrısı ve baş dönmesi, kulak ağrısı, kulak çınlaması, sese karşı hassasiyet, konuşma zorluğu, salyayı tutamama gibi sorunlar da ortaya çıkar.

Kışın soğuk hava, yazın klima en önemli neden

Yüz felci, yüz sinirinin hastalanması nedeniyle oluşmaktadır. Yüz siniri beyinden direkt çıkan sinirlerden biridir ve “yedinci sinir” olarak adlandırılır. Tıptaki adı “fasiyal paralizi” yani hareketsizliktir. Fasiyal sinir bir nedenle basıya uğradığı zaman da yüz felci ortaya çıkar. Yüz felci aniden başlamışsa ve hastanın daha önce bir şikayeti yoksa “periferik fasiyal paralizi” yani diğer adıyla “Bell’s palsy” denilir. Sorunun nedeni kesin olarak bilinmese de kışın soğuk havaya ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir. Yaz aylarında ise klimanın ya da farklı serinleticilerin yanlış kullanımına bağlı olarak görülür. Yüz felci bir anda ortaya çıkabildiği gibi enfeksiyonlar ve travmalara bağlı olarak da oluşabilir.

Yüz felcinin tedavisi nedene bağlı olarak yapılır

Yüz felci, altta yatan nedenler belirlendikten sonra bunlara bağlı özel tedaviler ile ortadan kaldırılmaya çalışılır. Soruna yol açan sebeplere ilave bulgular da gözlenebilir. Tüm bu değerlendirmenin ardından tedavi programı da şekillenir. Aniden oluşan yüz felcinde hastaya, ilk günlerde yüksek doz kortizon tedavisi uygulanır. Daha sonra kortizonun dozu yavaş yavaş azaltılarak tedavi tamamlanır. İlaç tedavisi, yüzdeki sinirin hasar durumuna göre belirlenir. Yüz felcinin oluşumuna, enfeksiyon ve travma gibi nedenler yol açmışsa, tedavi şekli farklılaşır. Hastanın, diyabet gibi kronik bir hastalığı bulunuyorsa yine bu hasta grubuna özel tedavi programı uygulanır.

İyileşme olmazsa estetik ameliyatlar devreye giriyor

Yüz felci vakalarının yüzde 90’ı bir ay içinde iyileşmektedir. Sinir hasarı fazla olan ve erken dönemde teşhis edilmemiş hastalarda bu süre uzayabilir. Hiç iyileşmeme durumu, toplumda yüzde 1-2 oranında görülebilir. Eğer hasta altı ay içinde iyileşmezse, estetik operasyonlar devreye girebilir.

Klima kullanırken nelere dikkat edilmeli?


  • Yazın arabada veya ofiste, terliyken klima ve rüzgara direkt maruziyetten kaçınmalıdır. Ani sıcak değişimleri, yüz sinirinde ödem oluşumuna ve yüz felcine neden olmaktadır.
  • Duş aldıktan sonra klimalı bir ortama girilecekse, saçlar ve yüz iyice kurutulmalıdır.
  • Islak saçla dışarı çıkılmamalıdır.
  • Duş aldıktan sonra arabaya binilecekse arabanın camları açık tutulmamalıdır.
  • Arabada klima kullanılacaksa önce dolaylı soğutma yapılmalıdır. Yani klima çalıştırılmadan önce arabanın kapıları ve camları bir süre açık tutularak ortam soğutması yapıldıktan sonra klima kullanımına geçilmelidir.
  • Bu aşamadan sonra araç kliması rüzgarına, özellikle yüz bölgesinin maruz kalması önlenmelidir.
  • Ani ısı değişimlerine dikkat edilmelidir. Aşırı sıcak bir ortamdan aşırı serin bir ortama girerken önlem almak, yüz felcinden en önemli korunma yoludur.

Enfes Bir Kahvaltıya Ne Dersin?
Güne güzel başlamak ve gün boyu enerjik hissetmek için sıkı bir kahvaltı yapmanız şarttır. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ve her sabah kesinlikle yapılması gerekir. Sağlığınız için organik ve sağlıklı besinler tükenmeye özen göstermelisiniz. İhtiyacınız olan tüm kahvaltılık ürünlerine sanalkahvaltı.com adresinden ulaşabilirsiniz. Bu adres üzerinden sipariş verdiğiniz ürünler çok kısa bir zaman içinde en taze hali ile kapınıza kadar gelir. Sizin için özel sunulan bu kahvaltılık ürünlerle gününüzü güzelleştirebilir ve güne enerjik bir şekilde başlayabilirsiniz.


En Güzel Kahvaltılık Ürünleri

Kahvaltılık ürünler taze ve hijyenik bir şekilde paketlenmiş şekilde satışa sunuluyor. Aradığınız her türlü peynir ve zeytin çeşitleri sitemizde bulunuyor. Sitemiz üzerinden dilediğiniz gibi istediğiniz ürünü seçebilir ve eksiklerinizi tamamlayabilirsiniz. Taze ürünleri bir arada bulabileceğiniz sitemizde kahvaltılık ürünler kendi aralarında sıralanıyor ve kategorize edilmiş şekilde sunuluyor. Bu sayede aradığınız pek çok ürünü rahatlıkla bulabilme şansını yakalıyorsunuz. Bu sayede oturduğunuz yerden alışveriş yapma keyfini yaşayabilirsiniz.

Aradığınız markaları ve ürünleri bir arada görebilir bunları karşılaştırabilir ve arasından seçim yapabilirsiniz. Burada bulacağınız onlarca peynir ve zeytin çeşidi arasından özelliklerine göre seçim yapabilirsiniz. Böylelikle aradığınız ürünü kolay bir şekilde getirebilir ve sofranızda ona yer verebilirsiniz. Özellikle de tazeliği ile dikkat çeken süt ve süt ürünleri özenle hazırlanır, paketlenir ve evinize kadar teslim edilir. Bu nedenle gönül rahatlığı ile alışverişlerinizi yapabilirsiniz.

En Taze Ürünler

Aileniz ve sizin için en doğal süt ve süt ürünleri sitemizde satışa sunuluyor. Buradan dilediğiniz ürünü alabilir ve evinize gelmesini sağlayabilirsiniz. Bu sayede yorulmadan ve zorlanmadan aradığınız ürünü bulabilirsiniz. Seçtiğiniz ürünler özellikle seçilir, hazırlanır ve en kısa sür içinde size teslim edilir. Bu sayede harika kahvaltı sofraları kurabilir ve kaliteli kahvaltılık ürünleri ile kendinizi şımartabilirsiniz. Özellikle de özel pazar kahvaltılarının vazgeçilmezi olan kahvaltılık ürünlerin en taze halini sanalkahvaltı.com adresinden bulabilir ve dilediğiniz kadar temin edebilirsiniz. Kahvaltının vazgeçilmezlerinden olan süt ürünleri günlük olarak temin edilir ve size en taze hali ile sunulur. Bu nedenle aldığınız kahvaltılık ürün uzun ömürlü ve taze olarak elinize ulaşmış olur.