18 Temmuz 2018 Çarşamba

Gözünüzü bu 6 hatadan sakının!

Günlük yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen bilgisayar, tablet, akıllı telefonlar ve hatta sosyal medya nedeniyle uzun süre ekrana bakmak göz sağlığımızın bozulmasına neden olabiliyor. 

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca "Ofis ortamı, akıllı binalar, klimalı ortamlar yani yüksek teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken göz sağlığımıza ise önemli zararlar verebiliyor. Gün sonunda kızaran gözler ve yorgun bakışlar, bilgisayar başında geçirilen zamanın uzamasıyla ve ekrana bakarken farkında olmadan yapılan yanlışlar nedeniyle daha sık karşımıza çıkıyor. Hastalarımızdan gözlerde yanma, batma, acıma, kızarıklık, bulanık görme ve göz kuruluğu şikayetlerini sıkça duyar olduk. Oysa körlüğe kadar gidebilecek ciddi sorunların önüne geçmek için hatalı davranışları düzeltmek, tüm önlemlere rağmen şikayetler sürüyorsa hemen bir uzmana görünmek gerekir" diyor.

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca ekrana bakarken kaçınmamız gereken 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Göz kırpmayı unutmak

Ekrana bakarken göz kırpma sayımızın yüzde 75 oranında azaldığını biliyor muydunuz? Gözlerimizi bilgisayar ekranına kilitlediğimizde kısa vadede göz kuruluğu, gözlerde yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme olarak karşımıza çıkan sorunlar, önlem alınmadığı ve bu hatadan dönülmediği taktirde uzun vadede çok daha ciddi göz sorunlarına neden olabiliyor. Gözün açık kalma süresi uzadıkça zarar da artıyor. Bu nedenle ekran başında çalışırken veya ekrana bakarken gözlerinizin dinlenmesi için göz kırpma sayınızı mutlaka artırın ve 20 dakikada bir 20 saniye gözünüzü ekrandan uzaklaştırın.

Ekran ışığını doğru ayarlamamak

Gerek gündüz gerekse gece bilgisayar, cep telefonu ve tabletlerde ekran ışığını doğru ayarlamaya dikkat edin. Çünkü pek çok kişi için önemsiz gibi görünen bu ayrıntı, göz sağlığınızı olumsuz etkiliyor. Ekran ışığının çok parlak olmaması veya okumayı güçleştirecek kadar kısık olmaması gerekiyor. Ekran çözünürlüğü düştükçe de göz yorgunluğu artıyor.

Seviyeye dikkat etmemek

Ofiste saatlerce bilgisayar başında çalışan pek çok kişi, bilgisayarının doğru bir seviyede olup olmadığını bilmiyor. Hatta böyle bir yükseklik ayarı yapılması gerektiği bile bilinmediğinden, göz şikayetleri ister istemez artıyor. Oysa bilgisayar kullanımında, bilgisayar ekranının göz hizasının altında olmasına, ayrıca ekranın 50 cm mesafede bulunmasına dikkat etmek gerekiyor. Yukarı seviyede duran ekran, göz kapak aralığının daha geniş olmasına ve buharlaşma yüzeyinin artmasına neden olurken, bu da kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen göz kuruluğu başta olmak üzere birçok soruna yol açabiliyor.

Kışın su içmeyi ihmal etmek

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60'ı sudan oluşuyor. Su oranı azaldıkça gözyaşı üretiminde de azalma meydana geliyor. Ancak hele de kış aylarında susama ihtiyacının azalmasıyla, pek çoğumuz yeterince su içmiyoruz. Günde iki litre su içmek böbreklerimizden kalbimize dek sağlık açısından büyük önem taşıdığı gibi, gözlerimizi de doğrudan etkiliyor. Az su tüketilmesinin yanı sıra sıvı ihtiyacının çay ve kahve ile giderilmesi de göz kuruluğuna yol açıyor. Su içmek için susamayı beklemeyin, aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçının.

Isı ve neme dikkat etmemek

Çalışma ortamındaki nem oranı göz sağlığı için çok önemli. Klima ve kalorifer ortamın havasının nem oranını düşürdüğü için başta göz kuruluğu olmak üzere sorunları artırıyor. Rezidans tipi binalarda bu problem daha fazla yaşanıyor. Bu durumda klima sisteminin nem düzenleyici tipte olmasına veya ortamın ayrıca nemini artırmaya dikkat edin. İdeal ofis ortamında nem oranının yüzde 55 civarında olması gerekiyor.

Gözlerimize iyi bakmamak!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca "Göz muayenesinin düzenli yaptırılması çok önemli. Oysa göz ile ilgili şikayetler çoğunlukla günlük hayatın yoğunluğuna bağlanıyor, hekime görünmek ihmal edilebiliyor. Gözünüzle ilgili şikayetiniz olmasa bile yılda bir kez mutlaka göz kontrolü yaptırmayı ihmal etmeyin. Göz kuruluğunuz olduğunda suni gözyaşı ile gözün nemi takviye edilebilir. Ancak göz kuruluğu tipine göre ihtiyaç duyulan gözyaşı damlasının içeriği değişkenlik gösterdiğinden, öncelikle göz hekiminize danışarak suni gözyaşı damlası temin etmekte fayda var. İçinde koruyucu madde olmayan formları tercih etmek gerekiyor" diyor.

Sağlıklı bir tatil geçirmek için ipuçları
Sağlıklı bir tatil

Sabri Ülker Vakfı, sıcak yaz günlerinin ve tatilin tadını çıkarırken sağlık problemleriyle karşılaşmamak için yapılması gerekenlere dikkat çekiyor.

Sıcak yaz günleriyle birlikte tatil planları da yapılmaya başlanıyor. Tatil beldelerinde ve yazlık bölgelerde denizin, güneşin ve keyifli akşamların tadını çıkaranlar için sıcak havalarla birlikte gelen sağlık sorunları tatil keyfine limon sıkabiliyor. Özellikle sıcak havalarda, kalp-damar, diyabet, yüksek tansiyon gibi sağlık problemleri yaşayanlar, yaşlılar, bebekler ve hamileler risk grubunu oluşturuyor. Sabri Ülker Vakfı, sağlıklı bir yaz tatili için dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle anlatıyor.

Bol sıvı tüketilmelisiniz

Sıcak havalarda terleme ile vücut daha fazla su ve mineral kaybeder. Bu nedenle günde en az 2-2.5 litre su tüketmeye dikkat edin. Mineral kaybını dengeleyebilmek için ayran, kefir, maden suyu, taze sıkılmış meyve suları, smoothie'ler veya aromalandırılmış sulardan yararlanabilirsiniz. Karpuz, kavun, çilek, şeftali, kayısı kiraz gibi su içeriği yüksek meyveler hem iyi birer antioksidandır hem de sıvı ihtiyacınızı gidermeye yardımcı olur.

Seyahate çıkarken rahat kıyafetler tercih edilmeli ve açıkta satılan gıdalara dikkat etmelisiniz

Uçak seyahatlerinde bol ve rahat kıyafetler tercih edin. Saat farkı fazla olan yerlere seyahat ediyorsanız jet lag problemi yaşamamak için seyahat öncesinde yeterli uyuduğunuzdan ve sıvı aldığınızdan emin olun. Seyahat ederken hijyeninden emin olmadığınız yerlerde çiğ meyve ve sebze, açıkta satılan dondurma gibi ürünleri tüketmeyin. Otellerde açık büfelerin cazibesine kapılmayın. Hem kilo yönetimi hem de sindirim sisteminizin sağlığı için zeytinyağlı sebzeler, haşlama veya ızgara etler, yoğurt ve salataların yanı sıra ağır tatlılar yerine dondurma veya meyveli tatlıları tercih edin.

10.00-16.00 arası güneşten korunun

Doktorun teşhis ettiği herhangi bir hastalığınız varsa ya da hamileyseniz güneş ışınlarının yoğun olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında güneşe doğrudan maruz kalmamaya özen gösterin. Bebek ve çocukların da bu saatlerde güneş ışığına maruz kalmasına izin vermeyin. Egzersiz yapıyorsanız; sıcaklığın gün içine göre daha düşük olduğu sabahın erken saatlerini ya da akşam saatlerini tercih edebilirsiniz. Geceleri uyumakta zorlanıyorsanız ılık bir duş sıcak havalarla daha kolay baş etmenize yardımcı olabilir.

Bu belirtilere dikkat edilmeli

Birçok sağlık sorunu ortaya çıkmadan önce farklı belirtilerle kendini gösterir. Eğer dikkati davranır ve bu belirtiler görüldüğünde bir uzmana ve sağlık kuruluşuna danışırsanız sağlık sorunları büyümeden önlenebilir. Su kaybının temel belirtileri ağız kuruluğu, yorgunluk, koyu sarı renkli idrardır. Böyle bir durumda sıvı alımınızı artırmanız gerekir. Yaz aylarında sıkça rastlanan kramplar ise özellikle bacak kaslarında meydana gelen ani kasılmalarla kendini belli eder. Bu durumda daha fazla su alıp kavun, patates, kayısı gibi potasyumdan zengin besinleri tüketebilir, kramp oluşumunu önleyebilirsiniz.

Çok ciddi sonuçlar doğurabilen sıcak çarpmasının belirtileri arasında kuru, sıcak ve kızarmış cilt, terlemenin azalması, nefes darlığı, nöbet, nabzın hızlanması sayılabilir. Ölüme kadar gidebilen zehirlenme vakaları ise ishal, kusma, baş ağrısı, ağız kuruluğu, halsizlik, sıvı kaybı, hızlı nabız gibi belirtilerle ortaya çıkar. Her iki durumda da vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna ya da hekime danışmak gerekir.

Kadınların zayıflamak için uyması gereken 7 kural!
Kadınların zayıflamak için uyması gereken 7 kural!

Kadınlar neden 30'lu yaşlarında kilo veremiyor? 30'lu yaşlarda vücuttaki hormonların durumu ne? 30'lu yaşlarda verilen kilonun kadınlara yararı ne? 30-40 yaşları arası kadınların dikkat etmesi gereken 3 nokta! Aynı yaş grubu kadınların uyması gereken 7 kural!

Diyetisyen Emre Uzun, sadece Türkiye'de değil tüm dünyada kadınların 30'lu yaşlarla birlikte kendilerini ihmal etmeye başladıklarını, oysa bu yaşların beslenmeden egzersize, sosyal yaşamdan iş yaşamına asıl kendilerine dikkat etmeleri gereken dönem olduğunu belirtiyor. Nedenini, nasılını kendisine soruyoruz.

ASIL 30'LI YAŞLARDA KİLO VERİN!
"Kadınlar diyeti en fazla 30'lu yaşlarında ihmal eder. Çeşitli sebepleri (aslında bahaneleri) vardır. Kimi kariyerlerinde basamakları hızla tırmanmaya başlamıştır. Kimi anne olmuş çocuk büyütmektedir. Kimi ailesindeki bazı yaşı ileri kimselerin bakımından sorumludur vesaire. Ama sonuçta hepsi diyeti ve kilo vermeyi erteler. Oysa bilmedikleri şey şu: 30'lu yaşlarda verilen kilolar, 40'lı yaşları ve menopoz öncesini daha sağlıklı karşılamalarına yarar."

Neden başka yaşlar değil de 30'lu yaşlar bu kadar önemli peki?..
"Hayatın temellerinin kurulduğu, meslek hayatının başladığı, sosyal yaşamdan keyif almanın tadına varıldığı 20'li yaşların koşuşturmasından sonra, 30'lu yaşlara girildiğinde metabolizmamızın eskisine göre yavaşladığını net bir şekilde hissetmeye başlarız. Birçok kişi genelde "Eskiden yediğimin aynısı yiyorum fakat kilo alıyorum" der. Gerek yaşla birlikte metabolizmanın yavaşlaması gerekse hareketin azalması, kronik hastalıklar, evlilik, çocuk sahibi olma, erken menopoz, stres, iş gibi faktörler kilo alma sebepleridir. Menopoz döneminde östrojen hormonunun düzensizlikleri, stres, yetersiz uyku kadınlarda kilo artışına sebebiyet verebilir. Bu dönemde kişilerin beslenmesini mutlaka yeniden gözden geçirmesi gerekir."

Hormonların bundaki rolü nedir?
"35 yaşını aşmış erkek ve kadınlarda bazı hormonlar da kilo alma nedenidir. Örneğin östrojen fazlalığı başlıca hormonal dengesizliklerdendir ve fazla kiloya sebep olabilir. Çünkü östrojen seviyeleri progesterona bağlı olarak yüksek seyir etmeye ve östrojen baskınlığı yaşanmaya başlar. Bunun başlıca göstergesi de karın bölgesi yağlanması, kilo alımı, ruh halinde değişiklikler ve şişkinliktir."

Östrojen kadınlara özel bir hormon değil miydi?
"İnanış o yönde ama erkekler de östrojen fazlalığı problemi yaşayabilir. Çünkü çevresel östrojen denen bir gerçek var. Yalnız erkeklerde östrojen baskınlığı belirtileri genelde 40 yaş sonrası ortaya çıkar ve karın bölgesi yağlanmaya, saçlar dökülmeye, göğüs oluşumu ve halsizlik gözlemlenmeye başlar. Yine böyle tiroitler var… Vücudunda ani ve beklenmedik şekilde yağlanma gözlemleyenlerin tiroit bezlerini kontrol ettirmesini öneririm. Östrojen fazlalığına dönecek olursak, şişkinliğe ve ödeme de neden olabileceğini bilmemiz gerek. Zararlı östrojen depo edilir ve atılması da zordur. Bu durum menopozda da devam edebilir. Kadın regl olmaz ama progesteron da salgılamaz. Oysa progesteron doğal diüretik işlevine sahiptir ve kalorileri enerjiye çevirmeye kanalize edebilir. Ancak salgılanmayınca şişkinlik kalıcı hale gelir ve vücut alınan kalorileri metabolize edemediği için bu kaloriler vücutta yağ olarak depolanır."

Bir yanda hormonlar diğer yanda ağır sorumluluklar… Kadınlar arada bir program uygulayıp nasıl kilo verecek; bunun bir yolu, bir programı var mı?

"Programdan çok 'Üç Emir' ve 'Yedi Altın Kural' var. Önce emirleri sıralayalım, sonra da kurallara bakalım:

DİYETİSYEN EMRE UZUN'DAN ÜÇ UYARI !

Enerjini kendine saklama, harca!
Kemik sağlığını düşün, kalsiyum ve D vitamini al!
Metabolizmanı hızlandır, yoksa gün içinde enerji harcayamazsın!

Önce bu Üç Uyarıyı açıklayalım:
Enerji harcamak: Menopoz dönemi, kadınların ciddi oranda kilo aldıkları ve bu kiloları verememekten yakındıkları bir dönem. Bu dönemde vücutta oluşan bazı değişiklikler nedeniyle harcadığınız enerjide de bir azalma oluyor. Doğal olarak bu da kiloları beraberinde getiriyor, vücut kompozisyonları değişiyor, duruş bozuklukları bile gözlemleniyor. Yapmanız gereken şey basit: Yediklerinizi sınırlayacaksınız ve hareketliliğinizi artıracaksınız. Zor gibi göründüyse şunu düşünün: Bunun yararını yaşlandığınızda göreceksiniz, şimdi değil!

Kemik sağlığı, kalsiyum ve D vitamini: Osteoporoz dediğimiz şey, kemiklerde yaşanan kalsiyum kaybıyla birlikte kemiklerin kolay kırılır hale gelmesidir. Ve bu durum, maalesef menopoza girmiş kadınlarda daha sık görülür. Osteoporozu engellemek de sizin elinizde… Beslenmenize dikkat edeceksiniz ve egzersizleri ihmal etmeyeceksiniz! Kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar da diyet listenizde mutlaka yer alacak…

Hızlanan metabolizma!: Bizim belli bir yaşın üstündeki hanımlarımızda genellikle aynı yaklaşımla karşılaşıyoruz: "Aman doktor bey, bu saatten sonra öyle yapsam ne olur yapmasam ne olur!" Yanlış! Çünkü metabolizma hızımız biz yaşlandıkça yavaşlar. 30'lu yaşlardan itibaren her 10 yıllık dönemde vücudumuz %2 ila %4 oranında daha az enerji yakmaya başlar. Yakamadığımız bu enerji de vücudumuzda yağlanma olarak ortaya çıkar ve sağlığımızı tehdit eden birçok hastalığı davet eder. Özellikle karın bölgesindeki yağlanma kalp hastalığı, yüksek kan basıncı, insülin direnci ile sonuçlanır ki bu da diyabet riski demektir!

DİYETİSYEN EMRE UZUN VE '7 ALTIN KURAL'I
Sırada 'Yedi Altın Kural' var:

Bunlar, metabolizmayı hızlandırmanın yollarını gösteren bir takım uygulamalar. Bunları hayata geçirdiğiniz, günlük yaşamınızın rutini haline getirdiğiniz anda metabolizmanız kendine uygun bir tempo tutturur ve siz müdahale etmedikçe aynı tempoda çalışmaya devam eder. Nedir bu Yedi Altın Kural, bakalım:


Diyetisyen Emre Uzun
Diyetisyen Emre Uzun
Güne kahvaltıyla başlayın: Sabahları kahvaltıdan sonra metabolik hızınız %10-25 oranında artar çünkü kahvaltı, metabolizmanızın uyanmasını ve enerji harcayıcı duruma gelmesini sağlar, zaten temel işlevi de budur! Şunu unutmayın: Sabahları hiçbir şey yemiyorsanız gün içinde daha az kalori yakarsınız.

Öğün atlamayın: Öğün atlamak, gün içinde daha az kalori yakmanıza neden olur. Bu da diğer öğünde yiyeceğiniz fazladan yemeklerin vücuda aşırı bir enerji yüklemesi anlamına gelir. Aşırı enerji de akacak mecra bulamaz, vücudunuzda yağ olarak depolanır!

Günde en az 8-10 bardak su için: Su kaybı metabolizma hızınızı %2-3 oranında azaltır. Bol su içtiğiniz zaman dolaşım, sindirim ve solunum sistemlerinizi dengeli çalışacak ve metabolizmanız hızlanacak demektir.

Düzenli egzersiz yapın: Düzenli olarak egzersiz yapmak da metabolizmanızı hızlandırır. Özellikle aerobik egzersizler veya dayanıklılık antrenmanları hem kas kütlenizi artırır hem de metabolizma hızını yükselterek daha fazla kalori yakmanızı sağlar.

Proteini göz ardı etmeyin: İnsan vücudu, karbonhidratları sindirmek için yaktığı kalorinin iki katını proteinleri sindirmek için yakar. Haftada iki kez balık olmak üzere beslenme planınıza daha fazla protein ekleyin. Örneğin Omega 3 yağ asitleri içeren somon türü balıklar, vücutta yağ yakan enzimleri artırdığı için daha fazla tercih edebilirsiniz.

Sofradan baharat eksik olmasın: Baharatlı gıdalar metabolizmanın hızlanmasını sağlar. Özellikle kırmızıbiber iyi bir metabolizma hızlandırıcı etkiye sahiptir. Yapılan araştırmalarda kırmızıbiberin içerisinde bulunan kapsaisin adlı etken maddenin bu işleve sahip olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı şekilde hardal ve karabiber de iyi birer metabolizma hızlandırıcıdır.

Kahve ile metabolizma hızlandırın: Kahve, hem metabolizmanızı hızlandırır hem de konsantrasyon artırır. Her ne kadar bu durum içilen kahve miktarına ve sıklığına bağlı olsa da şekersiz ve kremasız olması koşuluyla gün içerisinde kahve tüketilebilir. Yeşil çay da tıpkı kahve gibi metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olur. Bu da yeşil çaydaki kafein ve kateşin sayesinde gerçekleşir. Yapılan araştırmalar egzersiz öncesi tüketilen yeşil çayın, egzersiz sırasındaki yakılan kalori miktarını %17 artırdığını göstermiştir.
'Keten tohumlu tarçınlı süt enerji ve zindelik veriyor'

Çocuklar başta olmak üzere tüm yaş grupları için gerekli mikrobesinleri içeren "süt", dengeli beslenmenin temel basamaklarından birini oluşturuyor. 

"Her gün en az bir bardak süt", doktor ve tüm annelerin standart tavsiyelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Vücudun fazlaca ihtiyaç duyduğu mineral olan kalsiyumun en güçlü kaynağı olan süt, hayati fonksiyonların devamlılığında da önemli rol oynuyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Ezgi Mumcu, "21 Mayıs Dünya Süt Günü" kapsamında sütün faydaları ve tüketim şekli konusunda önerilerde bulundu.

Süt ihtiyacı her yaş grubunda farklılık gösteriyor

Yüzde 80'den fazlası su olan süt; protein, karbonhidrat, mineraller ve vitaminlerden oluşur. Süt ve süt ürünleri kalsiyum, potasyum, fosfor, B2, B12, A ve D vitaminlerini içerir. Dolayısıyla tüm bu besin öğeleri, çocukların kemik ve diş oluşumlarının tamamlanmasında, ileri yaşlarda kemik yoğunluğunun azalması ve gebelik ile emzirme döneminde artan ihtiyaca bağlı depolardaki azalmayı önlemede olmazsa olmazlar arasında yer alır. Normal yetişkinlerde ihtiyaç 2 porsiyon süt veya yoğurt ile karşılanabilmekte ancak ihtiyaçların arttığı gebelik, emzirme, büyüme, gelişme dönemlerinde bu ihtiyaç 3-4 porsiyona çıkmaktadır. Normalde 8 yaş altındaki çocuklar günde en az 2 bardak süt, 8 yaş üstü çocuklar ise 3 bardak süt içmelidir.Sade bir süt hayranı değilseniz, yoğurt, süzme peynir gibi diğer süt ürünleri de tercih edebilirsiniz.

Çocuğunuz süt sevmiyorsa…

Gebeliğinde düzenli olarak süt tüketen annelerin bebekleri tamamlayıcı gıdaya geçişle birlikte süt ve süt ürünlerini tattığında garipsemeyecektir. Dolayısıyla bu çocukların süt tüketimi de kolay olacaktır. 1 yaş itibariyle günlük 500 ml'i geçmemek koşuluyla çocuklara süt verilebilir. Demir eksikliği ve kansızlık riskini önleme açısından da önemlidir. Anne-babanın düzenli olarak süt tüketmesi mutlaka çocuğu da etkileyecek ve o da süt içecektir. Pipet kullanımına çok hevesli olan çocuklarda renkli pipetler yardımıyla süt tüketimi kolaylaştırılabilir. Renkli ve eğlenceli bardaklar da süt tüketimi konusunda etkilidir. Çocuk süt tüketiminde anne babanın tüm çabalarına rağmen zorlanıyorsa sevdiği meyvelerden yardım alınabilir. Örneğin en sevdiği meyve püre haline getirilerek süte eklenebilir, bir top dondurma özellikle yaz aylarında süt tüketimini kolaylaştırabilir. Süte kakao katmak da çocuklara süt içirmek için önemli bir çözüm yolu olabilir.

Sütle ilgili çok merak edilen 6 soru

1. Yağ yakar mı?

Süt tüketimi ile yapılan bilimsel bir çalışmada aşırı kilolu kişiler günde üç porsiyon kalsiyum bakımından zengin süt ürünleri tüketerek benzer diyet uygulayanlara göre daha fazla yağ kaybı yaşamıştır. Ayrıca araştırmacılar, bu çalışmada kalsiyum takviyelerinin süt kadar iyi çalışmadığını da ortaya koymuştur. Kalsiyumun vücudunuzun yağ yakma oranını artırabileceği düşünülürken, süt ürünlerindeki örneğin süt proteinleri gibi diğer aktif bileşiklerin de ilave bir yağ yakma etkisi sağladığı saptanmıştır. Başarının anahtarı elbette başarmak için kilo verme diyetini takip etmektir.

2. Kas yapar mı?

Süt dünyadaki en iyi kas gelişimini sağlayan gıdalarından biridir. Süt proteini yaklaşık yüzde 20 peynir altı suyu ve yüzde 80 kazeinden oluşmaktadır. Her ikisi de yüksek kaliteli proteinler olmakla birlikte peynir altı suyu "hızlı protein" olarak bilinir çünkü amino asitlere hızla parçalanır ve kan dolaşımına emilir. Bu da sütü, antrenmanınızdan sonra tüketebileceğiniz iyi bir protein yapar. Kazein ise daha yavaş sindirilir. Bu yüzden daha uzun süre tok kalınması ve metabolizmayı uyarıcı etki yapması açısından idealdir. Hem yemekler arasında hem de uyku öncesi rahatlıkla tüketilebilir. Süt her ikisini de sağladığı için, kas geliştirme proteinlerinin ideal bir kombinasyonunu sağlar.

3. Kemikleri güçlendirir mi?

Süt, kalsiyum ve az miktarda D vitamini içerir. Bu birleşim güçlü ve sağlıklı kemikleri destekler. Vitamin D ile birlikte düzenli süt tüketimi osteopeni, osteoporoz ve osteoartrit riskini ortadan kaldırır.

4. Bağışıklık sistemini destekler mi?

Süt, zerdeçal gibi malzemelerle birlikte kullanıldığında bağışıklık sisteminin güçlendirir ve mevsim değişikliklerinde direnç kazanılmasını sağlayarak hastalıklardan korur.

5. Kan basıncını dengeler mi?

İnek sütü, kan basıncını korumaya yardımcı olan potasyum açısından zengindir. Artan potasyum ve düşük sodyum alımı bir arada gelişen kardiyovasküler hastalıklar riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

6. Depresyon sürecinin kolay atlatılmasında etkili midir?

D vitamini takviyeli süt depresyona yardımcı olabilir. D vitamini, 'mutluluk hormonu', serotonin üretim ve regülasyonunda çok önemli rol oynar. Düzenli süt tüketimi de yorgunluğa ve zayıflığa karşı savaşmaya da yardımcı olur.

Sağlıklı yaz içecekleri

Sütle hazırlanabilecek lezzetli ve pratik tarifler sıcak yaz aylarında ferahlık ve zindelik vermektedir.

Enerji deposu keten tohumlu smoothie: Bir muzu soyup dilimledikten sonra, bir buçuk su bardağı laktozsuz süt ile birlikte blendera ekleyin. İçerisine bir yemek kaşığı yoğurt, bir yemek kaşığı keten tohumu, bir tutam toz zencefil ve tarçın ekledikten sonra blenderdan geçirip, içebilirsiniz.

Metabolizma hızlandırıcı avokadolu-muzlu smoothie: Küp küp doğranmış 1 avokado, 2 dondurulmuş ve doğranmış muzu 400 ml. süt ile blenderdan geçirip, tüketebilirsiniz.

Cafe Bera ile yaşam keyfi

Geçmişi 6. yüzyıla kadar uzanan kahve son yıllarda Türkiye'de de popülaritesi arttı.  Cafe Bera yeni mekanında bu keyfi yaşamanızı bekliyor.

Kahve, beslenme alışkanlıklarımız içerisinde yer edinen, ruhen kendimizi iyi hissetmemize destek olan, sağlık üzerindeki faydaları çeşitli araştırmalar ile de kanıtlanmış bir içecek. Daha çok, gençler ve orta yaştaki bireyler tarafından tüketilen kahve, yaş gruplarına göre farklı şekillerde tercih edilebiliyor. Gençler aromalı kahveleri tercih ederken, orta yaşlı tüketiciler ise sade kahveyi tercih ediyor.

Günde 2-3 fincan kahve
Kahve denince akla ilk gelen bileşen kafeindir. Kafein kahve dışında birçok yiyecek ve içecekte (çay, kolalı içecekler, çeşitli enerji içecekleri, kakao ve kakaolu besinler) de bulunur. Kafein diüretiktir, dikkati artıran ve yorgunluğu gideren, kas, sinirler ve mide salgısını uyaran ve metabolik hızı arttıran etkiler gösterir. Çalışmalarda orta düzeyde alınan kafeinin (200-300mg) iştah arttırıcı, uyuşukluk ve zihin yorgunluğunu giderici etkileri gösterilmiş. Önerilenden fazla alındığında ise uyarıcı etkisi arttığı için kalp çarpıntısına, kulakların uğuldamasına sebep olabilir. Günlük alınabilecek maksimum kafein için; kahve tüketiminizi günlük 2-3 fincanla sınırlı tutmanız sağlığınız için olumlu olacaktır.

Antioksidan kaynağı kahve
Kafein dışında içerdiği alkoloid (%1,6) ve fenolik bileşikler (%35), kahvenin antioksidan etkisini oluşturur. Düzenli kahve içen ve yeterli sebze meyve tüketmeyen bireyler üzerine yapılan bir çalışmada kahve, en önemli antioksidan sağlayıcı olarak gösterilmiştir.

Tip 2 Diyabet gelişimini önlüyor
Kahvenin şeker hastalığı ile ilişkisi de incelenmiş ve düzenli kahve tüketenlerde Tip2 diyabet görülme sıklığının azaldığı saptanmış. Bu etkiyi ise içeriğindeki kafein, klorojenik asit ve magnezyumun ile gösterdiği ortaya çıkmıştır.

Kahve konsantrasyon ve dikkat yeteneği ile mental fonksiyonları arttırıyor
Yapılan çalışmalarda kahvenin, daha hızlı düşünme, hatırlama yeteneği, konsantrasyon gibi zihinsel performans üzerine etkili olduğu görülmüş. Düzenli olarak tüketildiğinde bilişsel faaliyetlerdeki azalmayı geciktirdiği böylece Alzheimer hastalığı oluşma riskini %60 oranında azalttığı belirlenmiştir.

Kahve metabolizmayı hızlandırıyor
Yapılan çalışmalarda 200-300mg kafeinin (ortalama 3 fincan kahve) metabolik hızı %2-11 oranında artırdığı bulunmuş. Enerji harcamasını ve yağların yakılmasını hızlandıran etkiler gösteren kahve, bu etkileri ile kilo vermede yardımcı olabilir.

Kahve kilo aldırır mı?
Günümüzde içilen kahveler çok farklı içerik ve çeşitte hazırlandığı için kilo kontrolü yapanların, içtikleri kahvelerin içeriğine dikkat etmesi gerekir. Kahve çekirdeğinde enerji veren karbonhidrat türleri ve yağlar çok az miktardadır. Dolayısıyla sadece kahve çekirdeği kullanılarak yapılan kahveler, neredeyse enerji içermez. Burada dikkat edilmesi gereken, kahvenin içine eklenen diğer lezzet veren maddelerdir. Eğer bireyde kilo sorunu varsa, kahveye yüksek enerji içeren katkılar (aromalı şuruplar, şeker, krema vb.) ekletilmemelidir. Kahveyi sade içmekte zorlananlar ise içine yağı azaltılmış süt ekleyebilirler.

Cafe Bera

İnstagram hesabı
https://www.instagram.com/cafebera

Kanser tedavisinde bağışıklığı güçlendirmek için 12 öneri

Kaliteli ve sağlıklı bir yaşamın yanı sıra kanser gibi önemli hastalıklardan korunmada beslenme düzeni etkili olabiliyor. 

Sebze ve meyveden zengin bir diyet, sigarasız yaşam, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı vücut ağırlığının korunması ile kanser gelişiminde %40'lara varan bir azalma sağlanıyor. Beslenme, kanser tedavisi gören hastalar için de çok önemli. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Berna Ertuğ, kanser tedavi sürecinde hastaların bağışıklık sistemini güçlendirici beslenme önerilerinde bulundu.

Hastalıklardan korunmak için güçlü bir bağışıklık sistemi şart!

Bağışıklık sistemi, pek çok hücre ve organı içeren, oldukça komplike bir sistemdir. Bu sistem sayesinde bireyler, kanser ve pek çok ciddi hastalıktan korunmaktadır. Sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip kişiler hastalıklara karşı dirençlidir. Ancak bağışıklığın zayıflaması durumunda, zararsız görünen mikrobik hastalıklar bile yaşamsal kayıplara yol açabilir.

Güçlü bir bağışıklık sistemi için dikkate alınacak 12 öneri, yaşam kalitesini artırarak, vücudu önemli hastalıklardan korumaya yardımcı olacaktır.

1-Güçlü bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı sağlıklı beslenmedir. Sağlıklı koşullarda hazırlanmış, doğal besinleri uygun miktarlarda tüketmek vücut için koruyucu bir kalkan etkisi oluşturmaktadır.

2-Çiğ sebze ve meyve sebzeler hastalık savıcı etkiye sahiptir. Sebze ve meyveler içerdikleri doğal vitaminler ve diğer antioksidanlar aracılığıyla, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.

3-Besin hijyeni önemlidir. Sebze ve meyveler yıkandıktan sonra 15 dakika sirkeli suda bekletilip tüketilmelidir.

4-Gün içinde yeterli protein alımı, sağlıklı bir bağışıklık sisteminin olmazsa olmazıdır. Hayvansal proteinlerle bitkisel proteinlerin dengeli bir biçimde tüketilmesi çok önemlidir.

5-Probiyotiklerin koruyucu etkisinden yararlanılmalıdır. Yoğurt ve kefir gibi gıdalar, mide-bağırsak sistemindeki bağışıklık sistemi elemanlarının sağlıklı işleyişinde rol almaktadır.

6-Su hayat kaynağıdır. İçeriğindeki tuz ve mineraller sayesinde, gün içinde yeterli miktarda su tüketimi, bağışıklık sistemine olumlu katkı sağlamaktadır.

7-Hazır içecekler yerine taze sıkılmış meyve ve sebze suları tercih edilmelidir.

8-Yeterli uyku sağlık için gereklidir. Yalnızca yeterince uzun süre uyumak değil, "kaliteli" uyku da bağışıklık sisteminin sağlıklı işleyişi açısından önemlidir.

9-Düzenli fiziksel aktiviteler vücut direnci için gereklidir.

10-Pozitif olmak ve bol bol gülmek, vücuda şifa sağlar.

11-Sigara içilen ortamlarda bulunulmamalıdır. Pasif olarak da olsa sigara dumanına maruz kalmamak genel vücut sağlığı açısından önemlidir.

12-İdeal kilo korunmalıdır. Aşırı kilolar hastalıklara zemin hazırlayabildiği gibi hızlı kilo kaybı da, bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır. Bilinçsiz, hızlı kilo kaybettiren diyetlerden kaçınılmalıdır.

Kanser hastaları beslenmede nelere dikkat etmeli?

  • Öğünlerde mutlaka tahıllar, fasulye, sebze ve meyve gibi bitkisel kaynaklı gıdalar da bulunmalıdır.
  • Protein ihtiyacı için günde bir öğünde mutlaka balık, yağsız et ve tavuk tüketmek gerekir.
  • Koyu renkli öğeler zengin antioksidan kaynakları olduğu için bu tür besinleri sık yemek önerilir.
  • Genel olarak orta miktarda yemek ile kilo kontrolü yapmak sağlıklı beslenmenin temel kuralıdır.
  • Mevsim meyve ve sebzelerinden her gün en az 5 porsiyon yenmesi gereklidir.
  • Günde en az 2–3 litre sıvı almanız gerekmektedir.
  • İshal durumu varsa kurufasülye, nohut, barbunya, mercimek, karnabahar, lahana gibi gaz yapıcı yiyeceklerden kaçınmak gerekir.
  • Eğer ağız yaralar ve yutma güçlüğü söz konusuysa, domates (sosu veya suyu), portakal, limon, greyfurt gibi ekşi ve asitli meyve sularından, çiğ sebzelerden, kuru ve sert gıdalardan (kraker, tost, ekmek kabuğu gibi), acılı, baharatlı ve çok tuzlu yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
  • Çiğ köfte, çiğ pastırma, salam gibi çiğ et ürünleri tüketilmemelidir.
  • Kızartma ve kavurma yerine, haşlama, ızgara veya fırında pişirme gibi yöntemler tercih edilmelidir.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Kadınların gizli hastalığı
Her 10 kadından 8'i Kadınlara Özgü Alerjik İritasyon'u (Halk diliyle Ped Alerjisi) hiç duymamış olmasına rağmen her yıl milyonlarca kadın dönem dönem bu rahatsızlıktan şikayetçi oluyor. Kadınlara Özgü Alerjik İritasyon (KAİ) çok sık rastlanan bir problem olmasına rağmen genellikle diğer problemlerle karıştırıldığı için gerçek önemi göz ardı edilebiliyor.

Jinekologlar vajinal kaşıntı, ağrı ve/veya akıntı semptomları ile gelen hastalarının üçte birinin KAİ semptomları yaşadığını belirtiyor. Her 6 jinekologtan 1'i ise bu semptomları yaşayan kadınların regl dönemlerinde olduklarını söylüyor ve hijyenik ürün seçimlerinin bu rahatsızlığı ağırlaştıran bir faktör olabileceğini ekliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr Timur Gürgan, ped alerjisi vakalarının görülme sıklığının gün geçtikçe artığını belirtiyor:

"Kadınlara Özgü Alerjik İritasyon, maalesef çok az kadının bildiği ve çok az doktorun genital bölgede oluşan iritasyonun sebebi olarak tanı koyabildiği bir durum. Vajinal ve vulvar doku vücudunuzdaki cilt tabakasının en farklı, en duyarlı, en hassas ve en geçirgen kısmıdır. Dolayısıyla tahriş edici madelere ve kimyasallara karşı daha savunmasızdır. Buna ek olarak, vulva ve vajinanın iç kısımları mukoza zarları ile kaplıdır; duvarları doludur. Çok sayıda kan damarı ve lenfatik transfer sistemi ile dolaşım sistemine kimyasal maddeleri taşırlar.

Kadınlar tarafından kullanılan hijyenik ped, günlük ped ve tamponların içeriğinde pamukla karıştırılmış olarak kadınların bilmediği birçok sentetik materyal bulunmaktadır. Ayrıca bu ürünlerin üretimi sırasında ucuz olduğu için tercih edilen, klorla beyazlatma işlemi esnasında, dioksin olarak adlandırılan ve kanser, endometriozis, döllenme fonksiyonlarının bozulması, vajende iltihaplanma, bağışıklık sisteminde düşüş gibi problemlerle bağlantılı, istenmeyen bir madde ortaya çıkmaktadır. Ve pedlerde bulunan bu kadar fazla sentetik materyal birçok alerjik reaksiyonu da beraberinde getirmektedir. Bu yüzden kullandığınız pedin klorla beyazlatılmamış olmasına dikkat edin.

Ped alerjisinin en belirgin semptomları arasında şunları gösterebiliriz: Kaşıntı (%79), ağrı (%55), akıntı (%89). Eğer bunlardan birini yaşıyorsanız muhtemelen pediniz size alerji yapıyordur. Bu fiziksel semptomların adetten sonra devam etmesi ise ağrı, yanma, iltihaplanma gibi şikayetlerle cinsel hayatı olumsuz etkileyerek hayat kalitesini bozmakta ve sadece fiziksel değil duygusal sorunlara da yol açmaktadır.

Kadınlara Özgü Alerjik İritasyon çok sık rastlanan bir problem ve kadınlar bunu genellikle vajinada oluşan iltihaplanma ya da pamukçuk olarak adlandırılan mantar infeksiyonlarıyla karıştırmaktadırlar. Malesef bu kadınların bir çoğu vajinal iltihap tedavisi alırlar ve yüzde yüz tedavi olamadıkları için doktor doktor gezmek zorunda kalırlar. Buradaki ana neden KAİ'dir.

Naylon içeriği fazla olan ve kötü kokuları gidermek için kullanılan parfümlü pedlerin içeriklerindeki bazı maddeler özellikle alerjik bünyeli kişilerde bir takım reaksiyonlara sebep olabilirler. Bu tarz vajinal iritasyon yaşayan tüm kadınlara ilk müdahale için organik pamuktan üretilmiş ped veya tampon kullanmalarını, organik pamuklu iç çamaşırı giymelerini ve sabundan kaçınmalarını tavsiye ediyorum. Ancak eğer semptomlar devam ederse tedavi ve tavsiye için mutlaka uzman jinekoloğunuza danışmalısınız."

ANNELER DİKKAT

Prof. Gürgan bu konu ile ilgili yeni adet görmeye başlayan genç kızlarımızın bilgilendirilmesinin de çok önemli olduğunun altını çizdi: "Anneler, adet görmeye yeni başlayan kız çocuklarını mutlaka bizzat bilgilendirsinler ve mümkünse ped seçimleriyle bizzat ilgilensinler.

Çünkü yeni adet görmeye başlayan genç kızlarımız bir pedin alerji yaptığını dahi anlamayabilir, ciltlerindeki değişimlerinden korkabilir, akıntı ya da yanma yaşadıklarında normal karşılayabilirler. Özellikle alerjik bünyeli genç kızlar ped alerjisi ile ilgili mutlaka bilgilendirilmelidirler. Ped kullanımı sonrası perine bölgesinde oluşabilecek kızarıklık, yanma ve kaşıntı gibi durumlarda ped hemen çıkarılmalı ve sertifikalı organik pamuk kullanan, parfümsüz, klorla beyazlatılmayan başka pedler tercih edilmelidir. "

Zayıflamayı kolaylaştıracak birkaç öneri…
Küçük farklar, sabır gösterirseniz büyük farklar yaratabilir. İşte zayıflamayı kolaylaştıracak birkaç öneri…

Diyet yapma fikri birçok insanda zorluk duygusunu çağrıştırıyor. Hayatı zorlaştırarak diyet yapmak ise sağlığa zarar veriyor. Eğer her gün bir diyet listesine bağımlı olmak sizde sıkıntı yaratıyorsa, aşağıdaki önerileri deneyebilirsiniz.

Küçük farklar, sabır gösterirseniz büyük farklar yaratabilir. İşte zayıflamayı kolaylaştıracak birkaç öneri…

Porsiyonları küçültün:
Kendinize yasaklar koymak yerine her şeyden küçük miktarlarda tüketin. Böylece mahrumiyet duygusu gelişmez ve bu alışkanlığınızın tamamen değişmesi için de daha sabırlı olabilirsiniz.

Çay ve kahveyi şekersiz için:
Her gün beş kesme şeker kullandığınız düşünerek bir hesap yaparsak ortaya nasıl bir tabla çıktığına bir göz atın! Günde 5 şeker x 20 = 100 kalori enerji veriyor. Her gün sadece 100 kaloriden vazgeçerek ayda 3000 kalori yılda 36 bin 500 kalori tasarruf eder, yıl sonunda 5 kg. zayıflarsınız. Tabii bunun farklı bir açılımı daha var. Her gün beş kesme şeker size yılsonunda 5 kg. yağ olarak da dönebilir.

Salatanın yağına dikkat:
Bir tatlı kaşığı zeytinyağı yeterli. Bundan fazlası 50 kalori demektir. Salatanızda zeytinyağı miktarını azaltmak için içinde sirke ve baharat bulunan soslar yaratabilirsiniz, bu soslara biraz hardal ya da yoğurt ekleyebilirsiniz.

Haftada bir, iki kez kuru baklagil tüketin:
Mercimek, nohut ve kuru fasulyeyi ihmal etmeyin. Haşlayıp salatalarınıza katabilir, çorbasını yapabilirsiniz. Böylece bitkisel protein kaynağı ve lif açısından daha zengin beslenmiş olacaksınız. Lifler kansere karşı koruyucu olduğu gibi bağırsak hareketlerinin düzeni ve yok tutma açısından da çok önemlidir.

Doymuş yağ tüketimini azaltın:
Hayvansal besinlerin; süt, yoğurt, peynir ve et gibi, yağsız olanlarını tercih edin. Daha az yağ ve kolesterol almış olursunuz günlük kalori alımınızda otomatik olarak azalmış olur.

Alkol tüketimini sınırlandırın:
Alkol seviyorsanız tercihiniz şarap olsun. Rakı, votka ve viski yüzde 45, 50 oranında alkol içerirken, şarapta bu oran yüzde 12 ila 15 arasındadır. 1 gr yağ 9 kalori içerir. 1 gr alkol ise 7 kalori, unutmayın.

Her sabah benzer kahvaltı yapmayın:
Bazı günler yeme biçiminizi değiştirin. Tek yönlü beslenmeyerek farklı tatları deneyin. Bazen meyve ve yoğurt bazen peynir ekmek bazen yulaf ve süt bazen de yumurta ve ekmek gibi.

Haftada bir, iki gün yumurta yiyin:
Bir yumurta sarısı ile üç yumurta beyazını karıştırın. Böylece daha az yağ ve kolesterol daha çok protein ve kalsiyum alırsınız. e Fiziksel açlık ile duygusal açlığı ayırın: Özellikle gece daha fazla acıkıyor ve kontrol edemiyorsanız bunun sebebi duygusal boşluklar olabilir biraz daha fazla gözlemci olmaya çalışın ihtiyaç duyarsanız mutlaka bir psikolog ile çalışmaya başlayın.

Alternatifli beslenin:
Hiçbir besin tek başına mucizevi bir özelliğe sahip ve hiçbir besin tek başına suçlu değildir. Hedefiniz hep ölçülü beslenmek olsun. Dengeli beslenme tüm dünya otoriteleri tarafından hala en geçerli yöntem mucizeler aramayın kilo kaybederken sağlığınızı kaybedebilirisiniz.

Kalori saymayın, dengeli beslenin:
Her öğün, beş temel besin grubundaki yiyecekleri birlikte tüketin. Bu şekilde beslenme, besin öğeleri arasında dengeyi sağlarsınız. Besin gruplarını ilk sayfalarda inceleyebilirsiniz

Etiketleri inceleyin:
Doğru besini ararken, mutlaka etiketlerini de okuyun. Besinlerin kalori, yağ ve tuz değerlerini, son kullanma tarihlerini inceleyin.

Yaşam biçiminizi ve düşünce şeklinizi yenileyin:
Dengeli beslenme ve iyi yaşamı hayatınızın bir parçası haline getirin ve etrafınıza da bunu anlatın.

'Ya hep ya hiç' demeyin:
Diyetiniz bazı günler veya öğünler bozulabilir. Sakın; 'Battı balık yan gider' demeyin.

“Bitkisel” deyip kafanıza göre kullanmayın
İnsanlık tarihi kadar eski bir yöntem olan bitkilerle tedavi yani fitoterapi, bilimsel çalışmalarla her geçen gün daha fazla destekleniyor. 

Fitoterapinin halk arasında koca karı ilacı olarak bilinen bitki kürleri ile karıştırılmaması gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Fitoterapi Kliniği'nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdullah Cerit, "Bilimsel bir tedavi yöntemi olan fitoterapi, kanserden üst solunum yollarına, sindirim sisteminden ağrılara kadar birçok alanda fayda sağlıyor. Ancak bu yöntem mutlaka uzman kontrolüyle kullanılmalı çünkü çözümün sadece bitkilerde olduğunun düşünülmesi ve diğer tıbbi yaklaşımlardan uzaklaşılması insanın canına bile mal olabilir" dedi.

Fitoterapötik uygulamalar son 60 yıldır bilim dünyasının gündeminde daha fazla yer ediniyor.

Tedavide bitkilerin gücünü kullanmaya odaklanan fitoterapinin ana tedaviye yardımcı, bilimsel bir yöntem olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Fitoterapi Kliniği İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdullah Cerit, "Bitkisel tedavi dendiğinde halen akla halk arasında koca karı ilacı denen bitki kürleri gelebiliyor ancak fitoterapi kanıta dayalı bilimsel veriler eşliğinde güncel klinik tıp branşlarına katkı sağlar" dedi. Dr. Cerit, "Modern tıp dünyası kanser alanında son 20 yıldır 'Bitkilerden nasıl daha etkin yararlanarak kanseri tedavi edebiliriz?' sorusunun cevabını aramaya devam ediyor" şeklinde konuştu.

Rahat bir kış için bitkiler önemli

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında uzman danışmanlığında fitoterapötik amaçlı kullanılabilecek pek çok bitkinin olduğunu belirten Dr. Cerit "Sonbahar-kış geçişlerinde bir kara mürver ağacının sezonluk meyvesi, mevsim boyunca bir aileyi koruyabilir" dedi. Alman papatyası, nane, ıhlamur, melisanın oldukça popüler olduğunu söyleyen Dr. Cerit "Bu bitkilerin tedavi amaçlı kullanılan kısımlarının etkinliği karabiber, limon kabuğu gibi bitkilerle daha da zenginleşiyor. Ayrıca organik bal, propolis, polen, arı sütü ve Kore ginsengi hem koruyucu hem de tedaviye yardımcı olarak kullanılabilir" açıklamasında bulundu.

İştahsızlık, sindirim ve bulantı durumlarında bitki çayları tedavileri uygulanabilir

Sindirim sisteminde toksin ya da viral kökenli bulaşıcı hastalıklarda bitki çaylarının kullanılabileceğini anlatan Dr. Abdullah Cerit, "Düzenleyici etkilerinden dolayı papatya, nane, ıhlamur, rezene ve anason gibi bitkiler başta hazımsızlık olmak üzere birçok sindirim sistemi probleminde uzmanına danışılarak güvenle kullanılabilir" şeklinde konuştu. İştahsızlık ve bulantı durumlarında kırmızı kantaron, kimyon, zencefil gibi bitkilerin tercih edilebildiğini belirten Dr. Abdullah Cerit, "İshal vakalarında böğürtlen ve yaban mersini; inatçı kabızlık durumlarında uzman kontrolünde ravent ve sinameki; kalın bağırsak iltihabı için de biberiye, kimyon ve rezene gibi bitkiler kullanılabilir" dedi.

Hafif ve orta dereceli ağrılar bitkilerle tedavi edilebilir

Ağrı konusunda kişinin kendi vücuduna iyi bir gözlem yapması gerektiğini vurgulayan Dr. Abdullah Cerit, "Devam eden, inatçı, şiddetli ağrı durumlarında en kısa sürede bir sağlık kuruluşundan destek alınmalı. Fakat hafif- orta şiddette, yeni başlamış ve tolere edilebilir ağrılara hekim kontrolünde fitoterapötik tedaviler uygulanabilir" şeklinde konuştu.

'Nasıl olsa bitkisel' denmemeli

Bitkisel ürünleri kullanmadan önce mutlaka fitoterapi alanında yetkin olan hekime danışılması gerektiğini anlatan Dr. Abdullah Cerit, "Çözümün sadece bitkilerde olduğunun düşünülmesi ve diğer tıbbi yaklaşımların tercih edilmemesi bazen insanın canına bile mal olabilir" dedi. Kişinin komşusundan duyduğu rastgele bir bitkinin doğru bitki olup olmadığı, hangi koşullarda temin edildiği ve saklandığı bilinmeden dışarıdan rastgele tüketilmesinin sağlık açısından ciddi problemler oluşturabildiğini vurgulayan Dr. Abdullah Cerit, "Fitoterapi bir tamamlayıcı tıp bilimidir, özellikle akut ve hayati hususlarda fitoterapötik tedaviler sadece sürece destek olur. Bu durumlarda güncel tıp kesinlikle daha üstündür. Kronik ve uzun sürede meydana gelmiş anormal sendromlar ya da durumlar nedeniyle ortaya çıkan bozukluklarda ise fitoterapi ve diğer tamamlayıcı tıp bilimlerinden etkili şekilde yararlanılabilir" dedi.

Ayaklara Sindrella estetiği
Ayakların baş parmaklarında çıkıntı oluşmasıyla meydana gelen şekil bozukluğu kişinin yaşam kalitesini bozarken ağrıya yol açıyor. 

Ağırlıklı olarak kadınlarda görülen bozukluğun Sindrella estetiği ile giderebildiğini ifade eden uzmanlar, yüksek topuklu ve dar burunlu ayakkabıların tercih edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Halluks Valgus" denilen ve ayak baş parmağı çıkıntısı olan şekil bozukluğunun kimi zaman ağrılara da sebep olabildiğini söyledi.

Ayak baş parmaklarında yanlara doğru olan çıkıntı ve görüntü bozukluğunu gidermenin "Sindrella estetiği" denilen operasyonla mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Bu tedavide çıkıntıya sebep olan kemikleri törpüleyerek düz hale getiriyoruz" dedi.

Yüksek topuklu ayakkabılara dikkat!

Operasyondan sonra rahatsızlığın tekrarlama ihtimalinin bulunmadığını kaydeden Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Bu hastaların yüksek topuklu dar burunlu ayakkabılardan kaçınması gerekmektedir" uyarısında bulundu.

Her mevsimde sıkıntı oluşturuyor

Hastalığın her mevsimde görülebileceği ve sorunlara yol açabileceğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Kış aylarında özellkle kapalı ayakkabılar ağrı şikayetlerinin artmasına sebep olurken yaz aylarında hanımların açık ayakkabı ve terlik giyme isteği artmaktadır. Ayaklardaki bu sorunların Sindrella estetiği ile çözülmesi mümkündür. Ayaklardaki şikayet ve sorunlar ertelenmemeli, rahatsızlıklar için mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerekmektedir" diye konuştu.

Erkeklerde de görülebiliyor

Hastalıkta genetik olarak geçiş olduğuna dair bir veri bulunmadığını kaydeden Op.Dr. Ahmet Özyazgan, kadınlarda erkeklere oranla daha sıklıkla görülen hastalığın erkeklerde görülmesi halinde de operasyon yapıldığı dikkat çekti.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Yaz Tatilinde Cilt Hastalıklarına Karşı Önleminizi Alın

Yaz aylarında deniz veya havuzda geçirilen sürenin uzaması ve güneşin etkisiyle bazı cilt hastalıklarının ortaya çıkma riski artıyor. Bu dönemde sıklıkla rastlanan mantar, pişik, böcek sokması, güneş alerjisi ve yanık gibi rahatsızlıklardan korunmak için bazı önlemler almak gerekiyor. 

Memorial Ankara Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu, yaz tatilinde sık görülen cilt hastalıkları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Islak mayo ve terliksiz dolaşmak mantar hastalıkları nedeni
Tatilde serinlemek için uzun süre sudan çıkmamak, vücudun nemli kalmasına bağlı olarak ortaya çıkan cilt hastalıklarına neden olabilmektedir. Deniz veya havuzdan çıktıktan sonra özellikle vücuttaki kıvrım yerlerinin iyice kurulanmaması ciddi mantar hastalıklarına yol açabilir. Ayrıca ortak kullanıma açık havuzlarda ve plajlardaki zeminlerden de mantar bulaşabilmektedir. Mantar hastalıklarından korunmak için vücuttaki kıvrımlı bölgeleri çok iyi kurulanmalıdır. Sudan çıktıktan sonra ıslak mayo kurusuyla değiştirilmelidir. Havuz kenarlarındaki ıslak zeminlerde ve plajda yürürken mutlaka terlik giyilmelidir.

Deniz suyu ve güneş cildi kurutuyor
Deniz suyu ve güneşin etkisiyle yaz mevsiminde ciltte kuruluk oluşması da sık görülen bir durumdur. Denizden çıktıktan sonra vücutta kalan tuz güneşin etkisiyle birlikte ciltte pullanmaya ve kuruluğa neden olur. Bunu önlemek için denizden çıkar çıkmaz duş alarak vücut tuzdan arındırılmalı ve nemlendirilmelidir. Birçok güneş kreminin nemlendirici özelliği de bulunmaktadır. Denizden çıktıktan sonra duş alıp güneş kremini yenilemek hem güneşten korunmaya hem de cildi nemlendirmeye yardımcıdır.

Çocukluk çağı güneş yanıkları cilt kanseri riskini arttırıyor
Yaz mevsiminde en sık görülen bir diğer cilt hastalığı güneş alerjileri ve yanıklarıdır. Bu nedenle güneş alerjisi olan kişilerin yaz tatiline çıkmadan önce bir dermatoloji uzmanına danışması tavsiye edilmektedir. Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için özellikle 11.00-16.00 saatleri arasında güneş koruyucu kullanmadan kesinlikle güneşe çıkılmamalıdır. D vitamini sentezi için sabah saat 10.00'dan önce yaklaşık 15 dakika boyunca güneş koruyucu kullanmadan güneşe çıkmak yeterlidir. Bunun dışındaki zamanlarda koruyucu kullanmadan güneş ışınları ile temas, cilt kanseri riskini arttırmaktadır. Güneş yanıklarından korunmak için geniş kenarlı şapka ve gözlükler kullanılmalıdır. Uzun kollu, şile bezi gibi ince kumaştan, açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Yaz boyunca çocukların güneşten korunmasına iki kat daha fazla özen gösterilmelidir. Çocukluk çağında yaşanan güneş yanıkları ileride cilt kanseri görülme riskini ciddi oranda arttırmaktadır. Bu nedenle çocuklar her suya girip çıktıklarında güneş koruyucuları yenilenmelidir. Alınan önlemlere rağmen güneş yanığı oluşması durumunda yanık bölgesine kesinlikle diş macunu, yoğurt vb. şeyler sürülmemelidir ve en yakındaki sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

"Güzel kokayım" derken lekelenmeyin!
Terlemeye bağlı olarak ortaya çıkan isilikler, yaz mevsiminde daha sık görülmektedir. Özellikle çocukların ciltlerinin kuru tutulması isiliklerin oluşmaması açısından önemlidir. Bez kullanan çocuklarda "ara bezi dermatiti" denilen pişikler yaz aylarında daha sık ortaya çıkmaktadır. Bunun önüne geçebilmek için belli aralıklarla çocuğun altını açarak bu bölgeyi kurulamak ve havalandırmak gerekir. Bu isilikler bazen kolaylıkla iyileşirken de bazen de çok şiddetli reaksiyonlara yol açarak iltihaplanabilmektedir. İsilikler kısa sürede geçmezse dermatoloğa başvurulmalıdır.
Terlemenin neden olduğu kötü kokuyu ortadan kaldırmak için kullanılan deodorant ve parfüm gibi spreyler, güneşe çıkmadan hemen önce kullanılırsa lekelenmeye neden olmaktadır. Bu nedenle deodorant ve parfüm sıkılan bölgeler güneşe maruz bırakılmamalıdır.

Sinek kovucu ilaç ve spreyler alerjik etki yapabilir
Tatil yerlerinde sık görülen sinek ve böcek sokmaları çok ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Özellikle açık pencerelerden giren sinek ve böcekler riski arttırmaktadır. Cam ve kapılarda sineklik kullanmak, böcek sokması riskini azaltmak açısından faydalı olabilir. Cilde sürülen sinek kovucu ilaç ve spreylerin de ciltte alerjik reaksiyonlara neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu tarz ürünler kullanmadan önce doktora danışılmalıdır. Sinek ve böcek sokması sonrasında karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, dilde şişme gibi belirtiler ortaya çıkarsa mutlaka en yakındaki sağlık kuruluşuna başvurmak gerekmektedir

Daha orantılı bir yüz hattı için

Profiloplasty olarak da geçen Total Yüz Yenileme cerrahisi, yüz kontüründen ve profilinden memnun olmayanlara canlı, dinamik ve estetik bir görüntü kazandırıyor. Daha orantılı bir yüz hattına sahip olmak isteyenlerin tercihi: Profiloplasty

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, bireylerin genel yüz harmonisine ve profiline uyumlu bir şekilde yüzlerinin yeniden yapılandırılmasına olanak sağlayan profiloplasty, Total Yüz Yenileme estetiği hakkında bilgiler verdi: "Total Yüz Yenileme estetiği, evrensel bir modele uygun hale getirmek amacıyla yapılan bir cerrahi girişim değildir, aksine, bireylerin yüz bütününe uyum sağlamayan yüz hatlarını, özüne uyumlu ve çok daha estetik hale getirme işlemidir.

Total Yüz Yenilemede yüz üzerinde pek çok işlem yapılabilir. Kişinin kendi yağından elde ettiğimiz kök hücreden zengin yağ transferi uygulamasıyla, elmacık kemikleri geliştirilebilir, dudak dolgusu yapılabilir, çene ve kontür hattı belirgin hale getirilebilir. Göz ve çevresine müdahale edilebilir. Eğer hastanın burnuyla ilgili herhangi bir estetik sorunu varsa, sadece burun ucuna yönelik bir işlem olan Basit Burun Estetiği ile burun ucu kaldırılabilir veya burun estetiği cerrahisi yapılabilir. Kısaca adı üzerinde, yüze bir bütün olarak yaklaşım esastır".

En doğal oranlamalar ve özgün profil

"Aslında yüzü yeni bir görüntüye kavuşturmaktan ziyade, bir nevi yüz özelliklerini geliştirip, ilgili işlevsellik şartlarına bağlı kalarak özgün bir biçimde ve en doğal oranlamalarla bu işlemi yapıyoruz. Bu haliyle muazzam bir canlanma ve estetik duruş kazandırılıyor ama hasta kesinlikle bambaşka birisine dönüşmüyor" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, Total Yüz Yenileme estetiğinin temel prensinin, başkalaştırmadan özgün ve doğal bir profile ulaşmak olduğunu vurguladı.

Kök hücreyle gelen avantajlar

"Doğallığı ve özgünlüğü yakalamamızda bize en fazla faydayı sağlayan da kök hücreden zengin hale getirdiğimiz yağ transferi uygulamasıdır. Hastanın bölgesel yağından aldığımız bir miktar yağı, kök hücreden zengin hale getirip Total Yüz Yenileme estetiğinde kullanıyoruz. Bedene yabancı bir madde girmediğinden işlem son derece estetik oluyor ve kök hücrenin hızlı adaptasyon yeteneği, hızlı iyileştirme sürecini de beraberinde getiriyor.

Total Yüz Yenileme yaptığımız hastalarımızın tamamına yakını, son derece iyi geri dönüşler alıyorlar, elbette bu da bizi çok mutlu ediyor" ifadesinde bulunan Cihantimur, uygulamanın 18 yaşını doldurmuş herkese yapılabileceğini de belirtti.